Yazı İçeriği
ToggleTıbbi Hata (Malpraktis) Davaları: Hastane Mikrobu ve Ameliyatta Unutulan Cisimler
Beden bütünlüğü ve yaşam hakkı, hukuk sistemlerinin en üst düzeyde koruma altına aldığı temel değerlerdir. Kişilerin sağlıklarına kavuşmak, hastalıklardan arınmak veya yaşam kalitelerini artırmak umuduyla başvurdukları sağlık kuruluşları, bu umudu boşa çıkarmamak adına en yüksek tıbbi standartları sağlamakla mükelleftir. Ancak uygulamada, şifa arayışıyla girilen ameliyathaneler ve yoğun bakım üniteleri, bazen telafisi imkansız yıkımların merkezi haline gelebilmektedir. Sterilizasyon zincirinin kırılması sonucu hastanın ölümcül bir hastane mikrobuna maruz kalması veya operasyon bölgesinin kapatılmasından önce vücut boşluğunda cerrahi bir materyalin (sargı bezi, makas, iğne) unutulması, sağlık hukukunun en ağır malpraktis (tıbbi hata) tablolarını oluşturur. Her iki senaryo da, hastanın bedensel ve ruhsal bütünlüğüne ağır bir darbe vururken, hukuki boyutta sağlık kurumu ve sağlık personeli açısından ciddi bir tazminat sorumluluğu doğurur.
Sağlık Hukukunda Temel İlke: Özen Yükümlülüğü ve Güven İlişkisi
Hukuk sistemimizde hekim ile hasta arasındaki ilişki, kural olarak Borçlar Kanunu kapsamında “vekalet sözleşmesi” çerçevesinde değerlendirilir. Bu sözleşmenin en can alıcı noktası “özen yükümlülüğü”dür. Hekim veya hastane, hastaya kesin bir iyileşme garantisi vermese de, tıp biliminin o anki güncel verilerine, genel kabul görmüş standartlara ve kurallara harfiyen uymak zorundadır. Tedavinin gerçekleştirildiği ortamın steril olması, kullanılan aletlerin eksiksiz dezenfeksiyonu, ameliyathane personelinin hijyen kurallarına riayet etmesi ve cerrahi işlem sırasında kullanılan materyallerin kaydının tutulması, bu özen yükümlülüğünün ayrılmaz parçalarıdır.
Bu yükümlülüğün ihlali, doğrudan doğruya hukuka aykırı bir eylem teşkil eder. Gerek hastane mikrobu kapılması gerekse vücutta yabancı bir cismin unutulması, bu temel güven ilişkisinin ve özen borcunun ağır bir şekilde sarsılması anlamına gelir.
Tıbbi Hataların Yıkıcı Bir Yüzü: Hastane Enfeksiyonları (Nosokomiyal Enfeksiyonlar)
Bir enfeksiyonun tıp literatüründe “nosokomiyal” yani hastane kaynaklı olarak kabul edilebilmesi için, hastanın kuruma başvurduğu an itibarıyla bu mikrobun kuluçka döneminde dahi olmaması gerekir. Genellikle hastaneye yatıştan 48-72 saat sonra veya taburcu olduktan sonraki belirli bir zaman diliminde ortaya çıkan, antibiyotiklere karşı yüksek direnç gösteren enfeksiyonlar bu grupta yer alır.
Şifa bulmak amacıyla girilen bir ortamda, dışarıdan kaynaklı dirençli bir bakteriyle sağlığın tamamen kaybedilmesi, hastanın günlerce yoğun bakımda yaşam mücadelesi vermesine, sepsis (kan zehirlenmesi) tablosuna girmesine, kalıcı organ yetmezliklerine veya vefatına yol açabilmektedir. Hukuk, bu noktada hastanenin fiziki koşullarını ve organizasyon yapısını mercek altına alır.
Enfeksiyon Vakalarında Komplikasyon ve İhmal (Malpraktis) Ayrımı
Sağlık hukukunda sorumluluğun sınırlarını çizen en ince çizgi, yaşanan olumsuzluğun bir “komplikasyon” mu yoksa “malpraktis” mi olduğudur. Komplikasyon; tıbbın gerektirdiği tüm standartlar, kurallar ve hijyen önlemleri eksiksiz uygulanmasına rağmen, hastanın kendi bağışıklık sisteminin çökmesi veya tıbben öngörülebilen ancak önlenemeyen risklerin gerçekleşmesidir. Doğru yönetilmiş, anında müdahale edilmiş ve tüm tedbirlerin alındığı ispatlanmış bir komplikasyon nedeniyle sağlık kuruluşuna sorumluluk yüklenemez.
Ancak hastane mikrobu vakalarının büyük bir çoğunluğunda arka planda bir “organizasyon kusuru” yatar. Ameliyathanenin havalandırma sistemlerindeki (HEPA filtreler) periyodik bakım eksiklikleri, cerrahi aletlerin otoklav (sterilizasyon) cihazlarında uluslararası standartlara uygun bekletilmemesi, yoğun bakım ünitelerinde yataklar arası izolasyon mesafelerine uyulmaması veya sağlık personelinin hastalar arası geçişte el hijyeni kurallarını ihlal etmesi hiçbir koşulda komplikasyon olarak kabul edilemez. Bunlar açık birer tıbbi ihmaldir. Kurumun, enfeksiyon kontrol komitelerini aktif çalıştırmaması ve ortam florasını steril tutamaması tazminat yükümlülüğünü doğrudan başlatır.
Cerrahi Müdahalelerde Asla Kabul Edilemez Bir Hata: Vücutta Yabancı Madde Unutulması
Hastane enfeksiyonlarının tespiti ve illiyet bağının (neden-sonuç ilişkisinin) kurulması bazen karmaşık tıbbi incelemeler gerektirse de, cerrahi bir operasyon sırasında hastanın vücudunda yabancı bir cisim bırakılması tartışmaya kapalı, somut ve mutlak bir malpraktis örneğidir. Tıp dünyasında sargı bezi veya gazlı bez unutulması “gossypiboma” veya “textiloma” olarak adlandırılır. Karnında, göğüs boşluğunda veya doku aralarında gazlı bez, neşter ucu, cerrahi pens veya makas unutulan hasta; açıklanamayan ateş, şiddetli ağrı, iç kanama, bağırsak düğümlenmesi (ileus) veya ağır apselerle karşı karşıya kalır.
Ameliyathane Protokolleri ve Müteselsil (Ortak) Sorumluluk
Dünya genelinde uygulanan ve ülkemiz tıp otoritelerince de zorunlu tutulan ameliyathane işleyiş prosedürlerine göre; operasyon başlamadan önce kullanılacak tüm pedler, gazlı bezler ve cerrahi aletler sayılır ve kayıt altına alınır. Ameliyat bitip hastanın vücudu (faysa veya cilt tabakası) kapatılmadan saniyeler önce, bu sayım cerrahi hemşiresi tarafından yüksek sesle tekrarlanır. Eğer ilk sayım ile son sayım uyuşmazsa, o eksik materyal bulunana dek hastanın vücudu kapatılamaz, derhal ameliyat masasında röntgen çekilerek kontrol sağlanır.
Bu basit ama hayati kuralın uygulanmaması hukuken “ağır kusur” teşkil eder. Her ne kadar sayım işlemini sirküle veya scrub hemşiresi yapsa da, ameliyatın yöneticisi olan uzman cerrah, bu sayımın eksiksiz yapıldığından ve doğruluğundan emin olmadan operasyon sahasını terk edemez. Aynı şekilde hastane yönetimi de personelin eğitimi, denetimi ve ameliyathane kurallarının işletilmesinden “adam çalıştıranın sorumluluğu” gereği mesuldür. Bu nedenle açılacak bir davada; ameliyatı yapan hekim, sayım kurallarını ihlal eden personel ve hastane yönetimi doğan tüm zarardan müteselsilen (ortaklaşa ve zincirleme olarak) sorumludur.
Revizyon (İkinci) Ameliyat Zorunluluğu ve Çöken Güven İlişkisi
Vücutta unutulan yabancı bir maddenin oradan çıkarılması, iltihaplı dokunun temizlenmesi veya zarar gören organın (örneğin nekroza uğrayan bir bağırsağın) bir kısmının alınması için hastanın ikinci bir ameliyata (revizyon cerrahisine) alınması zorunludur. Hukuk sistemi, bedeni bu derece ağır bir ihmale maruz kalan hastayı, hatalı operasyonu gerçekleştiren aynı hekime veya aynı kuruma mahkum etmez.
Güven ilişkisi temelden sarsıldığı için hasta, sözleşmeden dönme hakkını kullanarak bu düzeltme ameliyatını güvendiği bambaşka bir tam teşekküllü sağlık kuruluşunda yaptırabilir. Gerçekleştirilecek bu yeni operasyonun gerektirdiği tüm hastane masrafları, uzman hekim ücretleri ve tedavi giderleri, ilk hatayı yapan kişi ve kurumlardan yasal faiziyle birlikte talep edilebilir.
Maddi ve Manevi Tazminat Kalemlerinin Hukuki Çerçevesi
Gerek yoğun bakımda geçirilen ağır enfeksiyon süreçleri gerekse vücutta cisim unutulması nedeniyle bedensel bütünlüğün defalarca bozulması, hastalar ve aileleri üzerinde derin tahribatlar yaratır. Hukuk sistemimiz, meydana gelen zararların eksiksiz bir şekilde giderilmesini amaçlar.
Maddi Tazminat Çerçevesi: Hasta hayatta ise; ilk hatalı müdahale için ödenen meblağların iadesi, enfeksiyonla mücadele veya revizyon ameliyatı için yapılan her türlü yeni sağlık harcaması, bu süreçte kullanılan ilaç ve medikal cihaz bedelleri talep edilir. Ayrıca, hastanın tedavi, ikinci ameliyat ve iyileşme (nekahet) dönemi boyunca çalışamaması nedeniyle uğradığı gelir kaybı (geçici işgöremezlik) ve kalıcı bir organ hasarı oluşmuşsa ömür boyu sürecek efor kaybına yönelik sürekli işgöremezlik tazminatı hesaplanır. Eğer hastane mikrobu veya vücutta unutulan cismin yarattığı komplikasyonlar hastanın ölümüyle sonuçlanmışsa; vefat edenin yaşarken maddi destek sağladığı kişilerin (eş, çocuk vb.) uğradığı ekonomik yıkımı karşılamak üzere “destekten yoksun kalma tazminatı” ile cenaze ve defin giderleri talep edilebilir.
Manevi Tazminat Çerçevesi: Sağlıklı bir hayata adım atma beklentisiyle ameliyat masasına yatan bir kişinin, haftalarca yoğun bakımda yaşam mücadelesi vermesi, açıklanamayan ağrılarla kıvranması ve bedeninde çürüyen bir cisim olduğunu öğrenmesi devasa bir psikolojik yıkımdır. Vefat durumunda ise geride kalanların aniden ve kaba bir ihmal sonucu sevdiklerini kaybetmelerinin yarattığı elem tarif edilemez. Mahkemeler, olayın oluş şeklini, ihmalin derecesini (ağır kusur), tarafların ekonomik durumlarını ve çekilen acının büyüklüğünü dikkate alarak, zenginleşme amacı gütmeyen ancak adaleti tesis edecek ve kurumu caydıracak nitelikte bir manevi tazminata hükmeder.
Yargı Yolları ve Görevli Mahkemeler: Statü Farkı
İşletilecek hukuki süreç, tıbbi müdahalenin hangi kurum çatısı altında yapıldığına göre tamamen farklı yasal usullere tabidir.
-
Özel Hastaneler, Tıp Merkezleri ve Özel Klinikler: Müdahale özel bir sağlık kuruluşunda gerçekleşmişse, taraflar arasındaki ilişki Tüketici Hukuku kapsamındadır. Dava açılmadan önce yasal bir zorunluluk olarak “Dava Şartı Arabuluculuk” müessesesine başvurulmalı, anlaşmazlık tutanağı tutulduktan sonra Tüketici Mahkemelerinde tazminat davası açılmalıdır.
-
Devlet Hastaneleri, Şehir Hastaneleri ve Üniversite Hastaneleri: Eylem, Sağlık Bakanlığı’na bağlı veya devlete ait bir kurumda gerçekleşmişse, sağlık hizmeti bir kamu hizmeti niteliğindedir. Bu durumda yaşanan ihmal İdare Hukuku bağlamında “hizmet kusuru” olarak nitelendirilir. Doğrudan hekime dava açılamaz; muhatap devlettir. İdare Mahkemelerinde “Tam Yargı Davası” açılmadan önce, ilgili idareye yazılı ön başvuru yapılarak zararın tazmini istenmeli ve idarenin cevabına (veya zımni reddine) göre yargı yoluna gidilmelidir.
Ayrıca, tıbbi standartların bu denli ağır şekilde ihlal edilmesi, Türk Ceza Kanunu kapsamında “taksirle yaralama” veya ölüm halinde “taksirle ölüme neden olma” suçlarını da oluşturacağından, Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılacak suç duyurusu ile ceza hukuku süreci de tazminat süreciyle paralel olarak işletilebilir.
İspat Yükü ve Zamanaşımı Sürelerinin İşleyişi
Tıbbi uyuşmazlıklarda ispat yükünün kimde olduğu davanın seyrini belirler. Hastane enfeksiyonlarında kurum, gerekli tüm sterilizasyon önlemlerini aldığını, cihaz bakımlarını zamanında yaptığını ve enfeksiyon komitesinin çalıştığını resmi kayıtlarla (kültür sonuçları, otoklav barkodları vb.) ispatlamak zorundadır. Vücutta yabancı cisim unutulması ise hukukta adeta “olay kendi kendini anlatır” (res ipsa loquitur benzeri) ilkesine yaklaşır; röntgen veya ikinci ameliyat raporuyla cismin çıkarıldığı sabit olduğunda, hekimin veya hastanenin kusursuzluğunu savunması tıbben ve hukuken neredeyse imkansız hale gelir.
Zamanaşımı süreleri, davanın açılacağı mahkemeye ve hukuki niteliğine göre çeşitlilik gösterir. Ancak burada en kritik nokta, sürenin “zararın ve failin öğrenildiği” tarihte başlamasıdır. Vücutta unutulan bir sargı bezi bazen yıllarca sessiz kalabilir ve operasyondan 5-6 yıl sonra tesadüfen çekilen bir tomografiyle veya aniden ortaya çıkan bir apseyle fark edilebilir. Hukuk, mağduru korur ve yasal hak arama süreleri ilk ameliyatın yapıldığı gün değil, o yabancı cismin vücutta tespit edildiği gün başlar.
Yazar: Av. Efehan Mihai Erginer – İzmir Barosu Sicil No:20373
Yasal Uyarı: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, hukuki danışmanlık veya mütalaa niteliği taşımamaktadır. Her hukuki uyuşmazlık kendi somut şartları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hak kaybı yaşamamak adına sürecinizi uzman bir avukatla yürütmeniz tavsiye edilir.

