Beden bütünlüğü, anayasal güvence altına alınmış en temel insan haklarından biridir. Tıp biliminin doğası gereği, insan bedeni üzerinde gerçekleştirilen her türlü cerrahi müdahale belirli riskler barındırır. Hukuk sistemimiz, bu riskli müdahalelerin hukuka uygun kabul edilebilmesi için tek bir temel şart koşar: Hastanın rızası. Ancak bu rıza, basit bir “kabul” beyanından ibaret değildir; hastanın neye evet dediğini tam olarak bildiği, muhtemel tehlikeleri idrak ettiği bilinçli bir süreci ifade eder. Bir ameliyatın kusursuz bir cerrahi teknikle yapılmış olması, o müdahaleyi tek başına hukuka uygun hale getirmez. Eğer hastaya operasyonun riskleri, alternatifleri ve olası sonuçları detaylıca anlatılmamışsa, bedensel bütünlüğe yapılan bu müdahale hukuka aykırı hale gelir. Böyle bir tabloda, meydana gelen olumsuz sonuçlar karşısında hastanın hukuki yollara başvurma hakkı doğar.

Aydınlatılmış Onam Nedir ve Hukuki Temeli Neye Dayanır?

Aydınlatılmış onam, en sade tabiriyle, hekimin uygulayacağı teşhis ve tedavi yöntemleri hakkında hastayı tıbbi terimlere boğmadan, onun anlayabileceği bir dille bilgilendirmesi ve bu bilgilendirme sonucunda hastanın özgür iradesiyle tedaviye onay vermesidir.

Mevzuatımızda, özellikle Hasta Hakları Yönetmeliği ve ilgili uluslararası sözleşmeler (örneğin Biyotıp Sözleşmesi) uyarınca, sağlık hizmeti sunumunda hastanın bedeni üzerindeki söz hakkı mutlak bir değer olarak kabul edilir. Hukuk düzeni, hekime hastayı iyileştirme yetkisi verirken, bu yetkinin sınırlarını hastanın iradesiyle çizer. Dolayısıyla, bir hastanın rızası olmadan veya eksik bilgilendirme ile alınan sakatlanmış bir rıza ile yapılan tıbbi müdahaleler, Türk Ceza Kanunu kapsamında “kasten yaralama” suçunun unsurlarını dahi tartışmaya açabileceği gibi, Özel Hukuk anlamında da doğrudan haksız fiil ve sözleşmeye aykırılık teşkil eder.

Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğünün Kapsamı

Tıbbi hukuk doktrininde ve yasal düzenlemelerde, hekimin aydınlatma yükümlülüğünün sınırları net bir şekilde çizilmiştir. Hastaya sadece “ameliyat olman gerekiyor” demek hukuken bir aydınlatma sayılmaz. Yasanın aradığı geçerli bir aydınlatma için şu unsurların hastaya aktarılması zorunludur:

  • Hastalığın muhtemel sebepleri ve tam olarak ne olduğu,

  • Önerilen tıbbi müdahalenin kim tarafından, nerede, nasıl ve ne şekilde yapılacağı,

  • İşlemin tahmini süresi,

  • Önerilen tedavinin diğer seçenekleri (alternatif tedavi yöntemleri) ve bu seçeneklerin riskleri,

  • Ameliyatın barındırdığı muhtemel komplikasyonlar ve riskler (Ölüm, felç, uzuv kaybı, enfeksiyon vb.),

  • Tedavinin reddedilmesi durumunda ortaya çıkabilecek sağlık sorunları,

  • Ameliyat sonrası iyileşme sürecinde hastanın dikkat etmesi gereken hususlar,

  • Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri ve yan etkileri.

Bu bilgilerin tümü, hastanın eğitim durumuna, yaşına ve psikolojik durumuna uygun bir dille, gerekirse şekiller veya maketler üzerinden anlatılmalıdır.

Yazılı Onam Formlarının Hukuki Geçerliliği (Matbu Formlar Yeterli mi?)

Uygulamada, sağlık kuruluşlarında hastaların eline ameliyattan sadece birkaç dakika önce, bazen sedye üzerindeyken veya resepsiyon bankosunda, boşlukları dahi doldurulmamış, sayısız tıbbi terim içeren standart (matbu) formlar tutuşturulmakta ve hızlıca imzalanması istenmektedir.

Hukuki açıdan, sadece hastanın imzasını taşıyan bu matbu formlar, gerçek anlamda bir “aydınlatılmış onam” olarak kabul edilmez. Kanun koyucu, hastanın bilgilendirildiğine dair ispatın şekli bir imzadan ziyade, hastanın durumu gerçekten anladığını gösterir nitelikte olmasını arar. Forma “okudum, anladım, kabul ediyorum” yazdırılması veya formun imzalatılması, eğer hasta hekimle yüz yüze gelip riskleri konuşmamışsa, hukuki uyuşmazlıklarda hekimi ve hastaneyi sorumluluktan kurtarmaya yetmeyecektir. Gerçek bir aydınlatmanın operasyondan makul bir süre önce (hastaya düşünme ve karar verme payı bırakacak kadar) ve bizzat müdahaleyi yapacak hekim tarafından gerçekleştirilmesi esastır.

Acil Durumlarda Onam İstisnası ve Sınırları

Aydınlatılmış onamın yasal olarak aranmadığı yegane durum, hastanın hayatını veya hayati organlarından birini tehdit eden acil durumlardır. Trafik kazası geçirmiş ve bilinci kapalı halde acil servise getirilmiş bir hastanın rızasını beklemek tıbben ve hukuken mümkün değildir. Bu tür durumlarda, hastanın yasal temsilcisine (yakınlarına) ulaşılamıyorsa, hekimin hastanın hayatını kurtarmak amacıyla derhal müdahale etme yetkisi ve hatta zorunluluğu vardır. Ancak aciliyet durumu ortadan kalktıktan sonra yapılacak ilave her türlü planlı ameliyat veya müdahale için yeniden rıza alınması şarttır.

Aydınlatılmış Onam Alınmamasının Hukuki Sonuçları: Komplikasyon ve Malpraktis İlişkisi

Sağlık hukukunda en kritik ayrımlardan biri “komplikasyon” (izin verilen risk) ile “malpraktis” (tıbbi hata) arasındadır. Komplikasyon, tıp biliminin kurallarına tam olarak uyulsa dahi önlenemeyen, ameliyatın doğasında var olan risklerdir. Hekim, tıbbi standartlara uygun davrandığı sürece komplikasyonlardan sorumlu tutulmaz.

Ancak burada aydınlatma yükümlülüğü kilit bir rol oynar. Eğer bir komplikasyon (örneğin ameliyat sonrası kalıcı ses kısıklığı veya his kaybı) gerçekleşmişse, hekimin bu zarardan sorumlu tutulmaması için söz konusu riski ameliyattan önce hastaya bildirmiş ve hastanın bu riski göze alarak ameliyatı kabul etmiş olması gerekir. Ameliyat riskleri hastaya anlatılmamışsa, gerçekleşen durum tıbbi bir komplikasyon dahi olsa, hukuken malpraktis (hekim hatası) olarak değerlendirilir. Çünkü hasta, belki de o riski bilseydi ameliyat olmaktan vazgeçecek veya başka bir tedavi yöntemi (örneğin ilaçla tedavi) seçecekti. Hastanın seçim hakkının elinden alınması, ortaya çıkan tüm zararın doğrudan hastaneye ve hekime yüklenmesine yol açar.

Aynı şekilde, hastadan bir işlem için onam alınıp, ameliyat esnasında hayati bir tehlike yokken farklı bir bölgeye müdahale edilmesi (örneğin miyom ameliyatı sırasında hastaya sorulmadan rahmin tamamen alınması) “onamın kapsamının aşılması” olarak değerlendirilir ve doğrudan tazminat gerektirir.

İspat Yükü Kimdedir?

Hukukun genel kuralları gereği, bir iddiada bulunan kişi iddiasını ispatla mükelleftir. Ancak aydınlatılmış onam davalarında bu kural tersine işler. Hasta, “Bana riskler anlatılmadı, onam formunu okumadan/anlamadan imzaladım” iddiasıyla yargı yoluna başvurduğunda, aydınlatmanın yapılmadığını ispat etmek zorunda değildir.

Hukuki düzenlemeler uyarınca, hastayı yasalara, usule ve gerçeğe uygun bir şekilde aydınlattığını, tüm riskleri anlattığını ve geçerli bir rıza aldığını ispat etmekle yükümlü olan taraf hekimdir (veya sağlık kuruluşudur). Eğer hastane kayıtlarında usulüne uygun, detaylı ve hastanın özel durumuna göre kişiselleştirilmiş bir onam formu bulunmuyorsa, yasal süreçte hekimin aydınlatma yükümlülüğünü ihlal ettiği kabul edilir.

Aydınlatılmış Onam Eksikliğine Dayalı Tazminat Davası ve Talepler

Hastanın rızası dışında veya eksik bilgilendirme ile yapılan bir müdahale sonucunda hastanın vücut bütünlüğünde bir zarar meydana gelmişse, yasal çerçevede “maddi ve manevi tazminat davası” açılma hakkı doğar. Bu davalar ile amaçlanan, hastanın tıbbi müdahale öncesindeki bedensel ve ekonomik durumuna (mümkün olduğunca) geri döndürülmesidir.

Maddi Tazminat Talepleri: Hastanın, onaysız ameliyat nedeniyle uğradığı her türlü finansal zararı kapsar. Bunlar arasında;

  • Başarısız veya hatalı olduğu iddia edilen müdahale için ödenen hastane ve doktor ücretleri,

  • Meydana gelen zararın giderilmesi için başka bir sağlık kuruluşunda yapılması gereken düzeltme (revizyon) ameliyatlarının masrafları,

  • Hastanın iyileşme sürecinin uzaması veya kalıcı sakatlık oluşması nedeniyle çalışamadığı günlere ait kazanç kaybı (yoksun kalınan kar),

  • Gelecekteki çalışma gücü kayıplarına (efor kaybı) ilişkin hesaplanacak maddi tazminatlar yer alır.

Manevi Tazminat Talepleri: Beden bütünlüğüne rızası dışında müdahale edilen, beklemediği acı verici sonuçlarla (örneğin beklenmeyen bir uzuv kaybı, ağır bir estetik deformasyon, fonksiyon kaybı) karşılaşan hastanın yaşadığı derin üzüntü, korku, hayal kırıklığı ve psikolojik travmanın bir nebze olsun dengelenmesi amacıyla talep edilir. Manevi tazminat miktarı; olayın ağırlığına, hastada bıraktığı kalıcı ize, tarafların ekonomik durumuna ve kusur oranına göre hakim tarafından hakkaniyet çerçevesinde belirlenir.

Görevli Mahkemeler ve Süreç Nasıl İşler?

Aydınlatılmış onam eksikliğine dayalı davalarda izlenecek hukuki yol, müdahalenin gerçekleştirildiği sağlık kurumunun niteliğine göre kesin çizgilerle ayrılır. Yanlış mercide açılan davalar, usulden reddedilerek zaman ve hak kaybına yol açar.

  • Özel Hastaneler, Güzellik Merkezleri ve Özel Muayenehaneler: Özel sağlık kuruluşları ile hasta arasındaki ilişki hukuken vekalet veya eser sözleşmesi, aynı zamanda bir tüketici işlemi olarak kabul edilir. Bu nedenle görevli mahkeme Tüketici Mahkemeleri‘dir. Yasal düzenlemeler gereği, Tüketici Mahkemesinde dava açmadan önce arabuluculuk sürecinin tüketilmesi dava şartıdır.

  • Devlet Hastaneleri ve Üniversite Hastaneleri (Kamu Kurumları): Kamu hastanelerinde sunulan sağlık hizmetleri kamu hizmeti niteliğindedir. Bu kurumlarda aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edilmesi “hizmet kusuru” olarak nitelendirilir. Dolayısıyla devlet hastanelerindeki müdahaleler için muhatap doğrudan Sağlık Bakanlığı veya ilgili üniversite rektörlüğüdür. Süreç, idareye yazılı başvuru ile başlar, talebin reddedilmesi halinde İdare Mahkemelerinde “Tam Yargı Davası” açılır.

Zamanaşımı Süreleri: Hukuki hakların kullanılabilmesi için yasaların belirlediği süreler büyük önem taşır. Özel hastanelere karşı açılacak davalarda (sözleşmeye aykırılık) genel zamanaşımı süresi 5 yıldır. Kamu hastanelerine karşı açılacak idari davalarda ise eylemin ve zararın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl, her halükarda eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde davanın açılması gerekir. Sürelerin tespiti olay bazlı farklılık gösterebildiğinden, bu konuda hataya düşmemek hukuki sürecin selameti açısından elzemdir.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Ameliyat öncesi bir sürü evrak imzaladım ama kimse bana riskleri anlatmadı. İmzalamış olmam dava açmamı engeller mi? Hayır, engellemez. Mevzuatımızda aydınlatılmış onamın sadece kağıt üzerinde bir imza pratiği olmadığı açıkça belirtilmiştir. Eğer size imzalatılan formlar standart, matbu, boşlukları doldurulmamış genel ifadeler içeriyorsa ve doktorla karşılıklı bir diyalog kurarak hastalığınızın riskleri tartışılmamışsa, bu onamın hukuken sakat (geçersiz) olduğu iddia edilebilir.

2. Ben narkoz altındayken, doktor planlanan ameliyatın dışında başka bir işleme daha karar verip uygulamış. Bu yasal mıdır? Eğer ameliyat esnasında ortaya çıkan, hayati tehlike arz eden ve acil müdahale gerektiren bir durum söz konusu değilse, yasal değildir. Hastanın onamı, ameliyatın sınırlarını belirler. Örneğin bir fıtık ameliyatına giren hastanın, hayati bir aciliyet yokken safra kesesinin de alınması onamın kapsamının aşılmasıdır ve tazminat sorumluluğu doğurur.

3. Aydınlatılmış onam alınmadığı için dava açtığımda sonuç ne zaman belli olur? Kesin kazanır mıyım? Hukuk sistemimizde hiçbir davanın sonucuna ilişkin kesin bir garanti verilemez. Sürecin sonucu; toplanacak tıbbi kayıtların incelenmesine, Adli Tıp Kurumu veya üniversite bilirkişi heyetlerinden gelecek kusur raporlarına ve aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediğinin mahkemece değerlendirilmesine bağlıdır. Yargılama süreleri ise mahkemelerin iş yüküne göre değişkenlik göstermekle birlikte ortalama 2 ila 3 yıl arasında sürebilmektedir.

Yazar: Av. Efehan Mihai Erginer – İzmir Barosu Sicil No: 20373

Yasal Uyarı: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, hukuki danışmanlık veya mütalaa niteliği taşımamaktadır. Her hukuki uyuşmazlık kendi somut şartları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hak kaybı yaşamamak adına sürecinizi uzman bir avukatla yürütmeniz tavsiye edilir.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Faaliyet Alanlarımız

Karşılaştığınız hukuki problemlerde hak kaybı yaşamamanız için, mevzuattaki en güncel gelişmeleri takip ederek...

Kategoriler

Etiketler

Güncel Makaleler

  • All Posts
  • Aile Hukuku
  • Ceza Hukuku
  • Değer Kaybı ve Trafik
  • Gayrimenkul ve Kira Hukuku
  • Genel
  • İcra Hukuku
  • İş Hukuku
  • Miras Hukuku
  • Sağlık Hukuku
  • Şirketler Hukuku
  • Tazminat Hukuku

İzmir merkezli hukuk ve danışmanlık büromuz; bireysel ve kurumsal müvekkillerine şeffaflık, sır saklama ve mesleki özen ilkelerine bağlı kalarak avukatlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

+90 (544) 393 67 57

Av. Efehan Mihai Erginer

E-Posta

info@efehanerginer.av.tr

Adres

Yol Tarifi Alın

Bahriye Üçok Bulvarı Ayşe Aytop Apt. No:4/2 K:1 D:2 Karşıyaka/ İZMİR

Tüm Hakları Saklıdır. © 2023 Efehan Mihai Erginer Hukuk