Tıp biliminin temelinde yatan ve asırlardır Hipokrat Yemini ile korunan hekim-hasta ilişkisi, günümüz dijital çağında daha önce benzeri görülmemiş bir dönüşümden geçmektedir. Geçmişte yalnızca fiziksel dosyalar arasında ve muayenehane duvarları ardında kalan hasta sırları, bugün dijital veri tabanlarının güvenliğine ve sosyal medya platformlarının hızına emanet edilmiş durumdadır. Bu dijitalleşme, teşhis ve tedavi süreçlerini hızlandırarak büyük faydalar sağlasa da, bedensel ve ruhsal en mahrem bilgilerin saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşabilmesi gibi ciddi riskleri de beraberinde getirmiştir. Sağlık süreçlerinde kişinin bedeni üzerindeki tasarruf hakkı, sadece fiziki müdahaleleri değil, o bedene ve sağlığa ait verilerin kiminle, nasıl ve ne ölçüde paylaşılacağını da kapsar. Kişinin en zayıf ve hassas olduğu hastalık veya tedavi dönemlerinde mahremiyetinin ihlal edilmesi, yalnızca hukuki bir kuralın çiğnenmesi değil, aynı zamanda insanın temel onuruna yapılmış bir müdahaledir.

Hasta Mahremiyeti ve Sır Saklama Yükümlülüğünün Hukuki Temeli

Hukuk sistemimizde özel hayatın gizliliği, Anayasa ile güvence altına alınmış en temel insan haklarından biridir. Bu hakkın sağlık alanındaki yansıması olan hasta mahremiyeti, çok katmanlı bir mevzuat yapısıyla korunmaktadır.

Ulusal Mevzuatta Hasta Hakları ve Sır Saklama Yükümlülüğü

Hasta Hakları Yönetmeliği, hastanın sağlık durumu ile ilgili tıbbi değerlendirmelerin gizlilik içerisinde yürütülmesini kesin bir kurala bağlamıştır. İlgili mevzuat uyarınca, hastanın tedavisi ile doğrudan ilgisi bulunmayan herhangi bir kişinin (bu kişi sağlık personeli dahi olsa) tıbbi sürece dahil olması veya bilgi alması yasaktır. Hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının sır saklama yükümlülüğü, hastanın vefat etmesi halinde dahi ortadan kalkmayan, süreklilik arz eden mutlak bir borçtur. Bu borç, sağlık hizmeti sunucusu ile hasta arasında kurulan vekalet veya eser sözleşmesinin en temel yan yükümlülüklerinden birini oluşturur.

KVKK Kapsamında Özel Nitelikli Kişisel Veri Olarak “Sağlık Verisi”

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) sistematiğinde veriler ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur. Kişinin adı, soyadı, iletişim bilgileri gibi genel nitelikli verilerin aksine; kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri “özel nitelikli kişisel veri” olarak sınıflandırılmıştır.

Sağlık verileri, kanun koyucu tarafından en üst düzeyde korunması gereken veri tipleri arasında sayılmıştır. Bu verilerin işlenmesi, aktarılması veya saklanması için genel kural, ilgilinin “açık rızasının” bulunmasıdır. Kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi gibi istisnai durumlar haricinde, hastanın spesifik, bilgilendirilmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanmış rızası olmaksızın sağlık verileri üzerinde herhangi bir işlem tesis edilemez.

Sağlık Verilerinin Hukuka Aykırı Şekilde Sızdırılması ve İhlaller

Dijitalleşen sağlık sistemlerinde, verilerin yetkisiz kişilerin eline geçmesi veya kasten paylaşılması durumları, hukuki sorumluluğun doğrudan doğmasına sebebiyet verir.

Hastane Verilerimi Sızdırdı: Kurumsal ve Bireysel Sorumluluk

Hastane kayıt sistemlerinde tutulan tahlil sonuçları, psikiyatrik görüşme notları, geçirilen operasyonların dökümleri veya kronik rahatsızlıklara dair bilgilerin yetkisiz üçüncü kişilerle paylaşılması, siber saldırı sonucu çaldırılması veya personelin ihmaliyle dışarıya sızması sıklıkla karşılaşılan ihlallerdendir. “Hastane verilerimi sızdırdı dava” açabilir miyim sorusunun hukuki cevabı, veri sorumlusu sıfatını taşıyan sağlık kuruluşunun yükümlülüklerinde yatar.

KVKK uyarınca hastaneler, uhdelerinde bulunan özel nitelikli kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini ve bu verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek, verilerin muhafazasını sağlamak amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbiri almak zorundadır. Verilerin sızdırılması durumunda, hastanenin güvenlik zafiyeti bulunup bulunmadığı incelenir. Sistemlerin güncel olmaması, personelin yetki matrislerinin doğru ayarlanmamış olması gibi idari ve teknik eksiklikler, doğrudan kurumun tazminat sorumluluğunu doğurur.

E-Nabız Bilgilerine İzinsiz Erişim ve Türk Ceza Kanunu

Türkiye’de vatandaşların tüm sağlık geçmişinin tek bir havuzda toplandığı E-Nabız sistemi, teşhis ve tedavi açısından büyük kolaylık sağlarken, bu verilere kimlerin erişebileceği katı kurallara bağlanmıştır. Hastanın E-Nabız bilgilerine, yalnızca o an tedavisini yürüten ve hastanın sistem üzerinden yetki verdiği hekimler erişebilir.

Hukuk pratiğinde sıkça rastlanan “e-nabız bilgileri izinsiz erişim” vakaları, genellikle boşanma aşamasındaki eşlerin birbirlerinin sağlık geçmişini (örneğin kullanılan antidepresanlar, geçirilen kürtaj operasyonları veya cinsel yolla bulaşan hastalık kayıtları) mahkemede delil olarak kullanmak amacıyla, tanıdıkları sağlık personeli aracılığıyla sisteme usulsüz giriş yaptırması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu eylem, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinde düzenlenen “Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme” suçunu oluşturur. Sisteme yetkisiz giren sağlık personeli açısından suçun mesleğin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesi, verilecek cezanın nitelikli haller kapsamında artırılmasını gerektirir.

Tahlil Sonucumun Başkasına Söylenmesi ve Sırrın İfşası

Toplumumuzda zaman zaman hastanın yakınlarına bilgi verilmesinin iyi niyetli bir eylem olduğu düşünülse de, hukuki boyutta bu durum ihlal teşkil edebilir. “Tahlil sonucumun başkasına söylenmesi şikayet” konusu edilebilir mi sorusu incelendiğinde; hastanın bilinci açık ve temyiz kudretine sahipse, kendi sağlık durumu hakkındaki bilginin eşi, ebeveyni veya yetişkin çocukları dahi olsa bir başkasına aktarılması yasaktır. Kanser teşhisi, HIV pozitiflik durumu, gebelik testi sonucu gibi hassas verilerin, hastanın açık talebi veya onamı olmadan aile fertlerine söylenmesi, mahremiyet hakkının ve sır saklama yükümlülüğünün ağır bir ihlalidir.

Estetik ve Tıbbi Operasyonlarda İzinsiz Fotoğraf Paylaşımı

Özellikle plastik cerrahi, dermatoloji, medikal estetik ve diş hekimliği gibi dış görünüşe doğrudan etki eden branşlarda, sosyal medya kullanımının ticari bir kaygıya dönüşmesi yeni hukuki ihtilaflar yaratmıştır.

Doktor Öncesi Sonrası Fotoğraf İzinsiz Paylaşım ve Hak İhlali

Hekimlerin, uyguladıkları işlemlerin başarısını sergilemek, potansiyel hastalara portföy sunmak veya kliniklerinin bilinirliğini artırmak amacıyla “öncesi ve sonrası” (before/after) fotoğrafları ve videoları paylaşmaları yaygın bir pratik haline gelmiştir. Ancak, “doktor öncesi sonrası fotoğraf izinsiz paylaşım tazminat” taleplerinin temelini, bu paylaşımların hastanın kişilik haklarına saldırı niteliği taşıması oluşturur.

Bir kişinin yüzü, bedensel özellikleri ve geçirdiği tıbbi/estetik müdahalenin sonuçları, o kişinin mutlak surette kendi kontrolünde olması gereken değerlerdir. Hastanın rızası olmadan ameliyat masasında, uyanma odasında veya kontroller sırasında çekilen görüntülerin Instagram, Facebook, TikTok gibi platformlarda veya kliniğin internet sitesinde yayınlanması hukuka aykırıdır. Bu durum aynı zamanda hekimler ve sağlık kuruluşları için getirilen “reklam yasağı” kurallarının da ihlali anlamına gelmektedir.

Hastanın Yüzünün Kapatılması, Bant Çekilmesi veya Gözlerin Kapatılması

Pratikte sıkça karşılaşılan bir yanılgı, fotoğraf paylaşılırken hastanın gözlerine bant çekilmesi, yüzünün yarısının kesilmesi veya emojilerle kapatılmasının hukuka aykırılığı ortadan kaldıracağı düşüncesidir. Hukuk sistemimizde kişinin belirlenebilirliği (kimliğinin tespit edilebilirliği) geniş yorumlanır.

Paylaşılan görselde kişinin yüzü tam olarak görünmese dahi; vücudundaki belirgin bir dövme, spesifik bir ben, takı, arka planda yer alan hastaya ait bir eşya veya fotoğrafın genel bağlamı (zaman, mekan ilişkisi) o kişinin kim olduğunun yakın çevresi tarafından anlaşılmasına imkan veriyorsa, mahremiyet ihlali gerçekleşmiş sayılır. Bireyin anonimleştirilmesinin teknik olarak tam anlamıyla sağlanamadığı her durum, rıza şartını zorunlu kılar.

Aydınlatılmış Onam Formlarındaki Açık Rıza Şartının Geçerliliği

Birçok sağlık kuruluşu, hastayı ameliyata almadan hemen önce, sayfa sayfa hazırlanan “Aydınlatılmış Onam ve Genel Kabul Formları” arasına, fotoğrafların sosyal medyada paylaşılabileceğine dair ibareler sıkıştırmaktadır. Ancak hukuken rıza; belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirilmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan onaydır.

Hasta, ameliyat stresi altındayken, işlemi yaptırabilmek için matbu (standart basılı) bir evrak yığınına imza atmak zorunda bırakılmışsa, bu evrakın içindeki “fotoğraflarımın reklam amacıyla kullanılmasına izin veriyorum” şeklindeki genel ve soyut ifadeler hukuken geçersiz kabul edilebilir. Açık rızanın, tedavi sözleşmesinin bir ön şartı haline getirilmesi, yani “fotoğraf paylaşımına izin vermezsen ameliyatını yapmayız” şeklindeki bir dayatma KVKK’nın temel ilkelerine aykırıdır. Fotoğraf ve video paylaşımı için alınacak onamın, tıbbi müdahale onamından tamamen bağımsız, ayrı bir formda ve hastanın hiçbir baskı altında kalmadan, ne tür platformlarda, ne süreyle paylaşım yapılacağını bilerek verilmesi zorunludur.

Mahremiyet İhlallerinde Manevi Tazminat Davası Şartları

Sağlık verilerinin sızdırılması veya bedensel görüntülerin izinsiz paylaşılması neticesinde mağdur olan bireyler, Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi ve Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi çerçevesinde kişilik haklarının zedelenmesi nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunabilirler.

Manevi Zararın Varlığı ve Sübjektif Etkisi

Manevi tazminatın temel amacı, hukuka aykırı eylem nedeniyle kişinin iç dünyasında meydana gelen eksilmenin, duyduğu acı, elem ve ıstırabın bir nebze olsun telafi edilmesi, kişide hukuki bir tatmin duygusu yaratılmasıdır. Sağlık gibi son derece mahrem bir bilginin yetkisiz kişilerin eline geçmesi veya izinsiz bir estetik ameliyat görüntüsünün sosyal medyada yayılması, kişide derin bir psikolojik yıkıma, sosyal çevresinden utanmaya, iş hayatında zedelenmeye veya aile içi şiddetli geçimsizliklere yol açabilir.

Dava sürecinde, yaşanan ihlalin kişinin sosyal ve psikolojik hayatına olan etkileri değerlendirilir. Örneğin, estetik amaçlı geçirilen özel bir ameliyatın görüntülerinin iş arkadaşları tarafından görülmesi nedeniyle yaşanan mobbing veya dışlanma hissi, manevi zararın büyüklüğünü gösteren unsurlardır.

Kusur, İlliyet Bağı ve Tazminat Miktarının Belirlenmesi

Manevi tazminata hükmedilebilmesi için hukuka aykırı fiil (izinsiz paylaşım veya veri sızıntısı), zarar (psikolojik buhran, itibar kaybı) ve bu ikisi arasındaki illiyet bağı (nedensellik) birlikte bulunmalıdır. Tazminat miktarı belirlenirken, olayın oluş şekli, ihlalin boyutu (görüntünün kaç kişi tarafından izlendiği, hangi platformlarda yayıldığı), tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile ihlali gerçekleştiren kurum veya kişinin kusur derecesi dikkate alınır. Kanun, hakimin tazminat miktarını belirlerken adalete ve hakkaniyete uygun davranmasını emreder; tazminat bir zenginleşme aracı olmamalı, ancak ihlali gerçekleştiren taraf için de caydırıcı bir nitelik taşımalıdır.

Hukuki, İdari ve Cezai Başvuru Yolları

Hasta mahremiyetinin ihlali, hukuk sistemimizde sadece bir tazminat konusu değil, aynı zamanda idari ve cezai yaptırımları olan çok boyutlu bir sorundur. Mağduriyet yaşayan kişilerin başvurabileceği farklı hukuki yollar mevcuttur.

Savcılık Şikayeti ve Ceza Davası Süreci

Kişisel sağlık verilerinin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, bir başkasına verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi Türk Ceza Kanunu kapsamında hapis cezasını gerektiren suçlardır. İzinsiz fotoğraf paylaşan hekim veya e-nabız sistemine usulsüz giren sağlık personeli hakkında Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılacak suç duyurusu ile ceza soruşturması başlatılır. Ceza davasından çıkacak mahkûmiyet kararı, daha sonra açılacak manevi tazminat davası için maddi bir olgu teşkil ederek ispatı kolaylaştıracaktır.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) Başvurusu

Kişisel verileri hukuka aykırı olarak işlenen veya sızdırılan hastalar, veri sorumlusu olan hastaneye veya kliniğe başvurduktan sonra tatmin edici bir cevap alamazlarsa, Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikayette bulunabilirler. Kurul, yapacağı inceleme neticesinde ihlali tespit ederse, veri sorumlusu kurum ve kuruluşlara ciddi miktarlarda idari para cezası uygulama yetkisine sahiptir.

Sağlık Bakanlığı ve Tabipler Odası Şikayetleri

İhlali gerçekleştiren sağlık meslek mensuplarının eylemleri, tıbbi deontoloji kurallarına ve meslek etiğine de aykırılık teşkil eder. Bu nedenle, İl Sağlık Müdürlükleri, SABİM ve ilgili Türk Tabipleri Birliği (Tabipler Odası) nezdinde yapılacak şikayetler, ilgili hekim hakkında uyarma, kınama veya meslekten geçici men gibi disiplin cezalarının uygulanmasına zemin hazırlayabilir.

Görevli ve Yetkili Mahkemeler ile Zamanaşımı

Hukuki sürecin hangi yargı kolunda ve mahkemede yürütüleceği, sağlık hizmetinin alındığı kurumun niteliğine göre temelden farklılık arz eder.

Özel Hastaneler, Klinikler ve Tüketici Mahkemeleri

Eğer mahremiyet ihlali veya veri sızıntısı özel bir hastanede, özel bir tıp merkezinde veya serbest çalışan bir hekimin muayenehanesinde gerçekleşmişse, taraflar arasındaki ilişki (istisnalar haricinde) Tüketici Korunması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilir. Bu durumda açılacak manevi tazminat davalarında görevli mahkeme Tüketici Mahkemeleridir. Bu davalarda yasal olarak öncelikle dava şartı olan arabuluculuk sürecinin işletilmesi mecburidir.

Devlet Hastaneleri, Üniversite Hastaneleri ve İdare Mahkemeleri

İhlal; Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir devlet hastanesinde, eğitim ve araştırma hastanesinde veya bir devlet üniversitesi hastanesinde çalışan kamu personeli tarafından gerçekleştirilmişse, muhatap kamu idaresi olacaktır. Bu tür durumlarda, idarenin hizmet kusuru (kurumun organizasyon eksikliği, personelini denetlememesi, güvenliği sağlayamaması) kapsamında İdare Mahkemelerinde “Tam Yargı Davası” açılması esastır. İdari yargıda dava açmadan önce, eylemin ve zararın öğrenilmesinden itibaren belirli yasal süreler içinde doğrudan idareye başvurulması ve zararın tazmininin talep edilmesi zorunlu bir idari usuldür.

Zamanaşımı süreleri, hukuki nitelemeye (haksız fiil, sözleşmeye aykırılık, hizmet kusuru) göre değişiklik göstermekle birlikte, hak kayıplarının yaşanmaması adına ihlalin öğrenildiği andan itibaren hukuki adımların gecikmeksizin atılması büyük önem taşır.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Hastanenin tahlil sonuçlarımı ailemle paylaşması yasal mıdır? Kanuni zorunluluklar (bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar gibi) veya hastanın yazılı/açık onamı haricinde, hastanın tıbbi durumunun eşi, anne-babası veya çocukları dahi olsa üçüncü kişilerle paylaşılması yasal değildir. Bu durum tahlil sonucumun başkasına söylenmesi şikayet yolları kapsamında hukuki korumaya tabidir.

Sözleşmedeki küçük yazılarla fotoğraf paylaşımına izin vermiş sayılır mıyım? Matbu evraklar arasına gizlenmiş, genel geçer ve hastanın tedavi olmak zorunda hissettiği bir anda baskı altında imzalatılan genel rıza formları, genellikle KVKK kapsamında geçerli bir “açık rıza” olarak kabul görmemektedir.

E-Nabız sistemine giren kişiyi tespit edebilir miyim? Evet, E-Nabız sistemi üzerinden “Erişim Bilgileri” sekmesinden sağlık verilerinize hangi gün, saat kaçta ve hangi kurum/hekim tarafından erişildiğini kayıtlı olarak görmeniz mümkündür. Tespit edilen yetkisiz erişimler için hukuki işlem başlatılabilir.

Yazar: Av. Efehan Mihai Erginer – İzmir Barosu Sicil No: 20373

Yasal Uyarı: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, hukuki danışmanlık veya mütalaa niteliği taşımamaktadır. Her hukuki uyuşmazlık kendi somut şartları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hak kaybı yaşamamak adına sürecinizi uzman bir avukatla yürütmeniz tavsiye edilir.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Faaliyet Alanlarımız

Karşılaştığınız hukuki problemlerde hak kaybı yaşamamanız için, mevzuattaki en güncel gelişmeleri takip ederek...

Kategoriler

Etiketler

Güncel Makaleler

  • All Posts
  • Aile Hukuku
  • Ceza Hukuku
  • Değer Kaybı ve Trafik
  • Gayrimenkul ve Kira Hukuku
  • Genel
  • İcra Hukuku
  • İş Hukuku
  • Miras Hukuku
  • Sağlık Hukuku
  • Şirketler Hukuku
  • Tazminat Hukuku

İzmir merkezli hukuk ve danışmanlık büromuz; bireysel ve kurumsal müvekkillerine şeffaflık, sır saklama ve mesleki özen ilkelerine bağlı kalarak avukatlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

+90 (544) 393 67 57

Av. Efehan Mihai Erginer

E-Posta

info@efehanerginer.av.tr

Adres

Yol Tarifi Alın

Bahriye Üçok Bulvarı Ayşe Aytop Apt. No:4/2 K:1 D:2 Karşıyaka/ İZMİR

Tüm Hakları Saklıdır. © 2023 Efehan Mihai Erginer Hukuk