Yazı İçeriği
ToggleLazer ve Mercek Operasyonlarında Hatalı Tıbbi Müdahale (Malpraktis) ve Hukuki Süreçler
Görme duyusu, insan yaşamının kalitesini belirleyen en temel unsurların başında gelir. Gözlük veya lens kullanımının getirdiği zorlukları aşmak, daha net ve kesintisiz bir görüşe kavuşmak amacıyla uygulanan refraktif cerrahi işlemleri (excimer lazer, no touch lazer, LASIK vb.) ve akıllı mercek (trifokal/multifokal lens) operasyonları, modern tıbbın sunduğu büyük konfor alanlarıdır. Beklentiler genellikle işlemin kısa sürmesi ve sonucun mükemmel olması yönündedir. Ancak tıbbın her alanında olduğu gibi, göz cerrahisinde de süreç her zaman planlandığı gibi işlemez.
Operasyon sonrasında hastanın görme yetisinde kalıcı azalmalar yaşanması, şiddetli ve kronik göz kuruluğu gelişmesi, gece görüşünde dağılmalar (halo etkisi) oluşması veya tamamen yanlış bir cerrahi planlama yapılması gibi ağır tablolarla karşılaşılabilmektedir. Görme yetisinin zedelenmesi, kişinin yalnızca fiziksel sağlığını değil; mesleki hayatını, psikolojisini ve sosyal yaşantısını da temelden sarsar. Bu noktada, yaşanan mağduriyetin tıbbi bir talihsizlik mi yoksa hukuki sorumluluk doğuran bir doktor hatası mı olduğunun tespit edilmesi, mağduriyetlerin giderilmesi adına yasal mekanizmaların işletilmesi için zaruridir.
Göz Operasyonlarında Hekim ve Hasta Arasındaki Hukuki İlişki
Hukuk sistemimizde, estetik amaçlı müdahaleler (örneğin burun estetiği) genellikle belirli bir sonucun garanti edildiği “eser sözleşmesi” kapsamında değerlendirilirken; lazerle göz çizdirme veya göz içi lens yerleştirme operasyonlarının hukuki niteliği kural olarak “vekalet sözleşmesi” çerçevesinde ele alınır.
Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre vekalet sözleşmesinde hekim, hastanın şifa bulması veya görme kusurunun giderilmesi için tıp biliminin gerektirdiği tüm kural ve yöntemleri eksiksiz bir şekilde uygulamakla yükümlüdür. Hekim, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirirken en üst düzeyde özen göstermek, hastanın durumuna en uygun cerrahi tekniği seçmek ve süreci titizlikle yönetmek zorundadır. Ancak kanun, hekime “kesin bir iyileşme” veya “sıfır numara” garantisi verme yükümlülüğü yüklemez. Zira insan vücudunun cerrahi bir müdahaleye vereceği tepki her zaman tam olarak öngörülemez.
Bununla birlikte, hekimin özen borcu son derece katıdır. Ameliyat öncesi yapılan tetkiklerde (kornea kalınlığı ölçümü, topografi vb.) hastanın göz yapısının lazere veya merceğe uygun olmamasına rağmen ameliyata alınması (endikasyon hatası), operasyon sırasında kullanılan cihazların kalibrasyonunun yanlış yapılması veya operasyon sonrası takibin aksatılması durumunda hekimin hukuki sorumluluğu doğar.
Komplikasyon ve Malpraktis (Tıbbi Hata) Arasındaki İnce Çizgi
Göz doktoruna tazminat davası açmak isteyen bir hastanın hukuki sürecinde en kritik aşama, yaşanan olumsuzluğun bir “komplikasyon” mu yoksa “malpraktis” mi olduğunun tespitidir. Hukuk normları bu iki kavramı birbirinden kesin çizgilerle ayırır.
Komplikasyon, tıbbi standarda ve kurallara eksiksiz uyulmasına, hekimin her türlü özeni göstermesine rağmen; operasyonun doğası gereği ortaya çıkabilecek, tıp literatüründe bilinen ve öngörülebilen ancak her zaman önlenemeyen risklerdir. Örneğin, göz operasyonları sonrası geçici göz kuruluğu yaşanması veya enfeksiyon riskinin bulunması bilinen komplikasyonlardır. Hekim bu riski hastaya önceden bildirmiş ve risk gerçekleştiğinde doğru tıbbi müdahaleyi zamanında yapmışsa, kural olarak hukuki bir kusurdan söz edilemez.
Malpraktis (Tıbbi Hata) ise, hekimin veya sağlık kuruluşunun bilgisizliği, deneyimsizliği, dikkatsizliği veya ihmali sonucunda hastanın zarar görmesidir. Göz cerrahisinde sıklıkla karşılaşılan malpraktis örnekleri şunlardır:
-
Hatalı Hasta Seçimi: Korneası çok ince olan veya keratokonus şüphesi taşıyan bir hastaya lazer işlemi uygulanması ve bunun sonucunda korneanın yapısının bozularak kalıcı görme kaybı (korneal ektazi) oluşması.
-
Biyometri Hataları: Akıllı mercek ameliyatı şikayet konularının başında gelen; göz içine yerleştirilecek merceğin numarasının (kırıcılık gücünün) ameliyat öncesi yanlış hesaplanması ve hastanın ameliyat sonrasında eskisinden daha kötü bir görüşe sahip olması.
-
Hijyen ve Sterilizasyon İhlalleri: Ameliyathane koşullarının yetersizliği nedeniyle göz içine enfeksiyon (endoftalmi) bulaşması ve bunun sonucunda gözün kaybedilme riskiyle karşı karşıya kalınması.
-
Cihaz Kullanım Hataları: Lazer cihazına hastanın verilerinin hatalı girilmesi sonucu gereğinden fazla veya yanlış eksende kornea dokusunun tıraşlanması.
Eğer ortaya çıkan tablo, hekimin tıp standartlarından sapması sonucu oluşmuşsa, ortada bir malpraktis vardır ve tazminat sorumluluğu gündeme gelir.
Göz Cerrahisinde Aydınlatılmış Onamın Belirleyici Rolü
Tıbbi müdahalelerin hukuka uygun kabul edilebilmesi için en temel şartlardan biri “geçerli bir aydınlatılmış onam”ın varlığıdır. Kanun koyucu, bireyin kendi bedeni üzerindeki karar verme hakkını mutlak bir şekilde korur.
Özellikle lazer veya mercek ameliyatları gibi planlı (elektif) cerrahilerde aydınlatma yükümlülüğü çok daha geniş ve katıdır. Hekim, hastaya uygulanacak yöntemin risklerini, operasyon sonrası iyileşme sürecini ve olası yan etkileri detaylıca anlatmak zorundadır. Örneğin, kamuoyunda sıklıkla “no touch lazer numaralar geri geldi dava” şeklinde ifade edilen miyopinin veya astigmatın nüksetmesi (regresyon) durumu, tıp biliminde var olan bir risktir. Ancak hekim, ameliyat öncesinde hastaya “Bu işlem sonrasında numaralarınızın ilerleyen yıllarda tekrar büyüme ihtimali vardır” şeklinde bir bilgilendirme yapmamış ve hastayı sadece olumlu sonuçlara odaklayarak ikna etmişse, aydınlatma yükümlülüğü ihlal edilmiş olur.
Hukuken, geçerli bir bilgilendirme yapılmadan alınan onam yok hükmündedir. Hasta, riskleri bilseydi bu ameliyatı olmaktan vazgeçeceğini kanıtladığı veya bu durum hayatın olağan akışına uygun düştüğü takdirde, işlem kusursuz yapılmış olsa dahi, sırf aydınlatılmış onam eksikliği nedeniyle hekim ve hastane tazminat ödemekle yükümlü tutulabilir. Üstelik kanun, hastanın aydınlatıldığını ispat etme yükümlülüğünü (ispat külfeti) hekime ve sağlık kuruluşuna yükler. Matbu, önceden hazırlanmış ve hastanın durumuyla özelleştirilmemiş standart formların imzalatılması, yargılamalarda genellikle yeterli bir aydınlatma olarak kabul edilmemektedir.
Lazerle Göz Çizdirme Sonrası Görme Kaybı ve Tazminat Talepleri
Hatalı tıbbi müdahale neticesinde zarara uğrayan hasta, bu zararlarının giderilmesi amacıyla maddi ve manevi tazminat talebinde bulunma hakkına sahiptir. Göz doktoruna tazminat davası açmak, hukuki altyapısı sağlam temellere dayandırılması gereken teknik bir süreçtir.
Maddi Tazminat Kalemleri: Hatalı operasyon nedeniyle hastanın malvarlığında meydana gelen eksilmeler maddi tazminatın konusunu oluşturur. Bunlar;
-
Başarısız olan ameliyat için ödenen ücretler,
-
Meydana gelen zararı gidermek veya görme yetisini bir nebze olsun kurtarabilmek için başka bir sağlık kuruluşunda yaptırılmak zorunda kalınan düzeltme (revizyon) ameliyatlarının veya kornea nakli gibi ağır operasyonların masrafları,
-
Kullanılmak zorunda kalınan ilaç, damla ve medikal malzemelerin bedelleri,
-
Hastanın görme kaybı nedeniyle işine devam edememesi, mesleğini icra edememesi veya çalışma gücünde azalma meydana gelmesi durumunda ortaya çıkan “geçici veya sürekli iş göremezlik” (kazanç kaybı) zararlarıdır. Özellikle pilot, şoför, cerrah veya ince işçilik gerektiren meslekleri yapan kişilerin gözlerindeki kalıcı bir hasar, çok yüksek meblağlı kazanç kayıplarına yol açabilmektedir.
Manevi Tazminat Kalemleri: Manevi tazminat, haksız fiil veya sözleşmeye aykırılık nedeniyle kişinin yaşadığı derin üzüntü, acı, elem ve psikolojik yıpranmanın bir ölçüde telafi edilmesini amaçlayan hukuki bir kurumdur. Göz gibi hayati bir organın fonksiyonunu yitirmesi, kişinin hayatı boyunca karanlığa veya bulanık bir dünyaya mahkum edilmesi, karanlıkta araç kullanamama, okuma zorluğu çekme gibi günlük yaşam aktivitelerindeki kısıtlanmalar son derece ağır travmalardır. Hakim, somut olayın özelliklerine, kusurun ağırlığına, zararın büyüklüğüne ve tarafların sosyal/ekonomik durumlarına bakarak hakkaniyete uygun bir manevi tazminat bedeline hükmeder.
Görevli Mahkemeler, Arabuluculuk ve Zamanaşımı
Tıbbi malpraktis davalarında hukuki yol haritası, işlemin yapıldığı hastanenin statüsüne göre radikal bir şekilde değişir.
-
Özel Hastaneler ve Özel Klinikler: Müdahale, özel bir hastanede, tıp merkezinde veya hekimin kendi özel muayenehanesinde gerçekleştirilmişse, taraflar arasındaki ilişki Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilir. Bu durumda görevli yargı mercii Tüketici Mahkemeleridir. Tüketici mahkemelerinde dava açılmadan önce yasal bir zorunluluk (dava şartı) olarak Arabuluculuk müessesesine başvurulması gerekmektedir.
-
Devlet ve Üniversite Hastaneleri: Operasyon, Sağlık Bakanlığına bağlı bir devlet hastanesinde veya kamu üniversitesi hastanesinde yapılmışsa, ortada bir kamu hizmeti var demektir. Bu durumda hekime doğrudan dava açılamaz; kusur “hizmet kusuru” olarak değerlendirilir ve ilgili idareye (Sağlık Bakanlığı veya Üniversite Rektörlüğü) karşı İdare Mahkemelerinde Tam Yargı Davası açılır. Dava açmadan önce, zararın öğrenildiği tarihten itibaren yasal süreler içinde idareye yazılı başvuru yapılması zorunludur.
Zamanaşımı Süreleri: Özel hastanelere veya serbest hekimlere karşı açılacak, vekalet sözleşmesine dayanan tazminat davalarında kanuni zamanaşımı süresi kural olarak 5 yıldır. Haksız fiil hükümlerine dayanılması halinde ise zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde haksız fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıllık sürelere tabidir. Sürelerin hesabı ve başlangıç anı (özellikle zararın sonradan ortaya çıktığı, örneğin yıllar sonra merceğin kayması veya ektazi gelişmesi gibi durumlarda) hukuki teknik bir konu olup, hak düşürücü süreleri kaçırmamak davanın esası kadar önemlidir.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
1. No touch lazer oldum ama birkaç yıl sonra numaralarım tekrar eski haline döndü. Dava açabilir miyim? Numaraların geri gelmesi (regresyon) tıp biliminde bilinen bir olasılıktır. Eğer hekim ameliyat öncesinde kornea yapınızın bu işleme uygun olduğunu tıbbi verilerle tespit etmiş, ameliyatı kusursuz yapmış ve size bu riskin varlığından bahsederek geçerli bir aydınlatılmış onam almışsa, sadece numaraların geri gelmesi tek başına tazminat hakkı doğurmayabilir. Ancak tetkiklerde lazere uygun olmadığınız halde ameliyata alınmışsanız veya bu risk size hiç anlatılmamışsa hukuki sorumluluk gündeme gelir.
2. Akıllı mercek takıldıktan sonra gece araç kullanamaz hale geldim, ışıklar çok dağılıyor. Bu bir doktor hatası mıdır? Halk arasında akıllı mercek olarak bilinen çok odaklı lenslerin en bilinen yan etkilerinden biri ışık dağılması ve yansımalardır. Hekim, mesleği gereği gece aktif araç kullanan (şoför vb.) bir hastaya bu merceğin uygun olmadığını bilmeli ve hastayı uyarmalıdır. Yanlış hasta profiline bu merceğin takılması veya hastanın bu yan etki konusunda bilgilendirilmemesi hukuken kusur teşkil eder.
3. Açtığım tazminat davasında doktorun kusurlu olup olmadığına kim karar verecek? Hukuk hakimleri tıp biliminin teknik detaylarına hakim olamayacağından, dosya alanında uzman kişilerden oluşan Bilirkişi Heyetlerine (örneğin Adli Tıp Kurumu İlgili İhtisas Kurulu veya üniversitelerin göz hastalıkları anabilim dalı öğretim üyelerinden oluşan kurullara) gönderilir. Hekimin uygulamalarının tıp biliminin standartlarına (standart of care) uygun olup olmadığı bu raporlarla tespit edilir.
Yazar: Av. Efehan Mihai Erginer – İzmir Barosu Sicil No: 20373
Yasal Uyarı: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, hukuki danışmanlık veya mütalaa niteliği taşımamaktadır. Her hukuki uyuşmazlık kendi somut şartları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hak kaybı yaşamamak adına sürecinizi uzman bir avukatla yürütmeniz tavsiye edilir.
