Sağlık hizmeti alırken karşılaşılan hatalı tıbbi müdahaleler veya idari organizasyon eksiklikleri, bireylerin telafisi güç bedensel ve ruhsal zararlara uğramasına yol açabilmektedir. Beden bütünlüğünün ihlaliyle sonuçlanan bu tür istenmeyen durumlarda, zararın tazmini amacıyla işletilecek hukuki prosedürler, sağlık hizmetinin sunulduğu kurumun hukuki statüsüne göre köklü farklılıklar gösterir. Hukuk sistemimiz, devletin sunduğu kamu hizmeti ile özel sektörün sunduğu sağlık hizmetini birbirinden tamamen ayrı hukuki rejimlere ve usul kurallarına tabi tutmuştur.

Sağlık Hukukunda Hastane Sorumluluğunun Temelleri

Tıbbi müdahaleler, doğası gereği insan bedeni üzerinde gerçekleştirilen ve belirli riskleri barındıran işlemlerdir. Kanun koyucu, bireylerin yaşama ve maddi-manevi varlığını koruma hakkını anayasal güvence altına alırken, sağlık hizmeti sunucularına da yüksek bir özen yükümlülüğü getirmiştir. Ancak tıbbi tıp biliminin verilerine ve standartlarına uygun davranılmasına rağmen ortaya çıkan, öngörülebilir fakat önlenemez zararlar “komplikasyon” olarak adlandırılır ve hukuki sorumluluk doğurmaz. Buna karşılık, hekimin veya sağlık kurumunun mesleki bilgisizliği, deneyimsizliği, dikkatsizliği, organizasyon eksikliği veya enfeksiyon kontrol kurallarına uymaması gibi nedenlerle hastanın zarar görmesi “malpraktis” (tıbbi uygulama hatası) olarak nitelendirilir.

Malpraktis iddialarında hukuki sorumluluğun doğabilmesi için ortada hukuka aykırı bir fiil, bu fiil neticesinde doğmuş maddi veya manevi bir zarar, fiili işleyenin kusuru ve fiil ile zarar arasında illiyet (nedensellik) bağı bulunması şarttır. Bu şartlar sağlandığında mağdur olan tarafın tazminat talep etme hakkı doğar. Ancak bu hakkın kullanılacağı yasal zemin, müdahalenin yapıldığı hastanenin türüne göre iki ana kola ayrılır: Özel hukuk ve İdare hukuku.

Özel Hastanelere Dava Açma Süreci

Özel hastaneler, vakıf üniversitesi hastaneleri, tıp merkezleri ve özel poliklinikler, özel hukuk tüzel kişileri olup faaliyetlerini Türk Borçlar Kanunu ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde yürütürler. Bu kurumlarda alınan sağlık hizmeti, taraflar arasında rızai bir sözleşme ilişkisi kurar.

Hukuki Dayanak ve Tüketici İşlemi Kavramı

Özel bir sağlık kuruluşuna başvuran hasta ile hastane yönetimi (veya hekim) arasında hukuken “vekalet sözleşmesi” kurulduğu kabul edilir. Vekalet sözleşmesi uyarınca hekim, hastayı iyileştirmek için tıp biliminin gerektirdiği tüm özeni göstermekle, sadakatle davranmakla ve hastayı süreç hakkında şeffaf bir biçimde bilgilendirmekle (aydınlatılmış onam) yükümlüdür. Hekim kesin bir şifa garantisi vermese dahi, gösterilmesi gereken özenin eksikliği doğrudan sözleşmeye aykırılık teşkil eder. (Estetik amaçlı operasyonlar istisnai olarak “eser sözleşmesi” kapsamında değerlendirilir ve burada estetik sonucun elde edilmesi taahhüt edilir.)

Mevzuat uyarınca, özel hastaneler ile hastalar arasındaki bu sözleşmesel ilişki aynı zamanda bir “tüketici işlemi” olarak tanımlanmaktadır. Hasta, hizmet alan bir tüketici konumundadır ve özel hastanenin sunduğu tıbbi hizmetin ayıplı (kusurlu) olması durumunda tüketicinin korunması mevzuatındaki yasal haklar devreye girer. Hastanenin organizasyon kusuru (örneğin ameliyathanenin steril olmaması, bozuk cihaz kullanılması, nöbetçi hekim bulundurulmaması) veya bünyesinde çalıştırdığı hekimin bireysel hatası, hastanenin hukuki sorumluluğunu doğurur.

Görevli Mahkemeler ve Arabuluculuk Şartı

Özel hastanelere veya bu hastanelerde görev yapan bağımsız hekimlere karşı yöneltilecek tazminat taleplerinde görevli yargı mercii Tüketici Mahkemeleridir. Hastanın veya yakınlarının uğradığı maddi zararlar (tedavi masrafları, işgücü kaybı, bakım giderleri) ve manevi zararlar (çekilen acı, elem ve ıstırap) bu mahkemelerde dava konusu yapılır.

Tüketici Mahkemelerinde maddi ve manevi tazminat talepli dava açılmadan önce “Dava Şartı Arabuluculuk” müessesesine başvurmak kanuni bir zorunluluktur. Uyuşmazlığın mahkemeye intikal etmeden önce taraflar arasında barışçıl yollarla çözülmesi amacıyla getirilen bu sistemde, arabulucuya başvurulmadan doğrudan dava açılması halinde mahkeme davayı usulden reddedecektir. Arabuluculuk görüşmelerinde uzlaşma sağlanamaması durumunda tanzim edilecek son tutanak ile mahkeme süreci başlatılır.

Özel Hastaneden Paramı Nasıl Geri Alırım?

Sağlık hizmetinin hatalı verilmesi, vaat edilen tıbbi işlemin eksik yapılması veya hastadan mevzuata aykırı şekilde fahiş ilave ücretler alınması durumunda, “özel hastaneden paramı nasıl geri alırım” sorusu sıklıkla gündeme gelmektedir. Tıbbi müdahalenin malpraktis niteliğinde olduğu ve ayıplı hizmet sunulduğu durumlarda, hasta ödediği bedelin iadesini sözleşmeden dönme hakkını kullanarak talep edebilir. Ayrıca, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile anlaşmalı özel hastanelerin, Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) ile belirlenen oranların üzerinde haksız ilave ücret tahsil etmesi halinde, bu fazla bedelin iadesi için Tüketici Hakem Heyetlerine veya Tüketici Mahkemelerine başvurulması mümkündür. İade taleplerinde, ödemeyi ispatlayan fatura, dekont ve ayrıntılı hizmet dökümlerinin muhafaza edilmesi elzemdir.

Özel Hastane Şikayet Hattı ve İdari Yaptırımlar

Hukuki tazminat sürecinin haricinde, hastaların idari denetim mekanizmalarını harekete geçirme hakkı da mevcuttur. Özel hastanelerdeki uygulamalarla ilgili yaşanan mağduriyetlerde, Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi (SABİM – 184) bir “özel hastane şikayet hattı” işlevi görerek bildirimleri kabul etmektedir. Aynı şekilde İl Sağlık Müdürlükleri bünyesindeki Özel Hastaneler Şubesi’ne yapılacak yazılı şikayetler neticesinde, hastane hakkında idari soruşturma başlatılabilir. Yapılan denetimlerde mevzuata aykırı bir durum, hasta hakları ihlali veya haksız ücret tahsilatı tespit edilirse hastaneye idari para cezası kesilebilir, ilgili birimlerin faaliyeti durdurulabilir. Ancak idarenin uyguladığı bu cezalar hastanın şahsi zararını karşılamaz; zarar tazmini için mutlaka adli yargıda dava açılması şarttır.

Devlet Hastanelerine ve Sağlık Bakanlığına Dava Açma Süreci

Devlet hastaneleri, eğitim ve araştırma hastaneleri, şehir hastaneleri ile devlet üniversitelerine bağlı tıp fakültesi hastaneleri kamu kurumu niteliğindedir. Bu kurumlarda sunulan sağlık hizmeti bir “kamu hizmeti” statüsündedir ve taraflar arasında sözleşmesel bir ilişki değil, idari bir ilişki söz konusudur.

Devlet Hastanesine Dava Nasıl Açılır?

Kamu hastanelerinde yaşanan tıbbi hatalar nedeniyle mağdur olan kişiler, hukuki süreci özel hastanelerde olduğu gibi Tüketici Mahkemelerinde yürütemezler. İdarenin işlem ve eylemlerine karşı başvurulacak yargı kolu İdari Yargı olup, “devlet hastanesine dava nasıl açılır” sorusunun hukuki yanıtı, İdare Mahkemelerinde açılacak olan “Tam Yargı Davası”dır.

Anayasa uyarınca, devletin kurumları veya bu kurumlarda görevli kamu personeli, görevlerini yerine getirirken kusurlu eylemleriyle vatandaşlara zarar verirse, bu zararın tazmini doğrudan kuruma (idareye) yöneltilecek davalarla sağlanır. Kamu görevlisi olan hekime doğrudan tazminat davası açılamaz; muhatap devletin kendisidir.

İdarenin Hizmet Kusuru ve Tam Yargı Davası

İdare hukukunda sağlık kurumunun sorumluluğu “hizmet kusuru” kavramı üzerinden şekillenir. Hizmet kusuru; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetinin geç işlemesi, kötü işlemesi veya hiç işlememesi durumlarını kapsar. Ameliyat sırasında hekimin kusurlu davranışı, acil serviste hastanın saatlerce bekletilip müdahalede geç kalınması, hastanede yeterli yoğun bakım ünitesi bulunmaması veya tıbbi cihazların arızalı olması gibi tüm organizasyon bozuklukları sağlık hizmetinin kötü işlediğinin göstergesi olup idarenin ağır hizmet kusuru olarak kabul edilir.

Vatandaşların idari eylemler nedeniyle uğradıkları zararların giderilmesi talebiyle açtıkları davaya Tam Yargı Davası denir. Bu davada, tıpkı adli yargıda olduğu gibi maddi ve manevi tazminat talepleri bir arada ileri sürülebilir. Hak kaybı yaşanan süreçte, kamu kurumu niteliğindeki üniversite hastaneleri için rektörlüklere, devlet hastaneleri için ise Sağlık Bakanlığına husumet yöneltilir.

Sağlık Bakanlığına Tazminat Davası Açmadan Önceki İdari Başvuru Şartı

İdari yargının en önemli ve katı kurallarından biri “ön karar” veya “idari başvuru” şartıdır. İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) Madde 13 uyarınca, idari eylemlerden hakları ihlal edilenlerin, idari dava açmadan önce idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri zorunludur.

Dolayısıyla bir sağlık bakanlığına tazminat davası açılabilmesi için öncelikle bakanlığa yazılı bir dilekçe ile başvurularak mağduriyetin anlatılması ve spesifik bir tazminat miktarının talep edilmesi şarttır. Bu başvuru, zararın ve fiilin öğrenildiği tarihten itibaren en geç 1 yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde yapılmalıdır. İdarenin bu talebi açıkça reddetmesi veya yasal bekleme süresi olan 30 gün içinde (zımnen) reddetmiş sayılması halinde, ret işleminin tebliğini veya zımni ret süresinin bitimini izleyen günden itibaren 60 gün içinde İdare Mahkemesinde dava açılması gerekmektedir. İdari başvuru yapılmadan doğrudan dava açılması, davanın reddi ile sonuçlanacak ağır bir usul hatasıdır.

Özel ve Devlet Hastaneleri Arasındaki Temel Hukuki Farklar

Her iki kurum türünde de amaç mağduriyetin giderilmesi olsa da hukuki işleyiş usul kuralları bağlamında keskin çizgilerle ayrılır. Yanlış mahkemede veya usulüne uygun olmayan yollarla başlatılan süreçler, mağdurların haklarına kavuşamamasına neden olmaktadır.

Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler

Özel hastanelere karşı açılacak davalarda, vekalet sözleşmesine dayanan uyuşmazlıklarda genel zamanaşımı süresi 5 yıldır. Eser sözleşmesi niteliğindeki estetik müdahalelerde de 5 yıllık zamanaşımı esastır, ancak hekimin ağır kusuru mevcutsa bu süre yirmi yıla kadar uzayabilir. Haksız fiil hükümlerine dayanılması halinde ise zarar ve failin öğrenilmesinden itibaren 2 yıl, her halde 10 yıllık zamanaşımı süreleri dikkate alınır.

Devlet hastanelerinde ise süreler zamanaşımı değil, hak düşürücü süre niteliğindedir. Zararın idareden talep edilebilmesi için yukarıda belirtilen eylemi öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl ve her halükarda 5 yıllık süre içerisinde idareye başvuru yapma zorunluluğu vardır. Sürelerin kaçırılması durumunda hukuki talep hakkı tamamen ortadan kalkar ve bir daha dava yoluyla ileri sürülemez.

Husumet: Davanın Kime Yöneltileceği

Hukuki uyuşmazlıklarda davalı tarafın doğru belirlenmesine “husumet” denir. Özel hastanelerde gerçekleştirilen hatalı tıbbi müdahalelerde, mağdur hasta davasını isterse sadece işlemi gerçekleştiren doktora, isterse sadece özel hastaneye, isterse de her ikisine birden “müteselsil sorumlu” (birlikte sorumlu) sıfatıyla yöneltebilir. Zira hekim de hastane de özel hukuk kurallarına tabidir.

Devlet hastanelerinde ise Anayasa’nın 129. maddesi gereği kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Yani devlet hastanesindeki bir uzman hekimin veya asistanın yaptığı hata nedeniyle doğrudan doktora dava açılamaz. Dava, Sağlık Bakanlığı veya ilgili kamu üniversitesi rektörlüğü aleyhine açılır. İdare tazminatı ödedikten sonra, kusuru oranında ilgili personele rücu etme (ödediği parayı doktordan geri isteme) hakkına sahiptir, ancak bu husus hastanın taraf olduğu bir hukuki ilişki değildir.

Sağlık Hukuku Uyuşmazlıklarında Delillerin Önemi

Mahkeme türü ne olursa olsun, bir malpraktis iddiasının ispat yükü davacıya aittir. Hukuk sistemimizde hiç kimse, kendi davasında sadece iddiada bulunarak hak elde edemez; iddiaların somut delillerle desteklenmesi esastır. Hukuki süreçlerin başarıya ulaşmasındaki temel unsur tıbbi belgelerdir.

Hastane kayıtları, yatış-çıkış (epikriz) raporları, ameliyat notları, laboratuvar sonuçları, yazılan reçeteler ve hemşire gözlem formları davanın belkemiğini oluşturur. Bununla birlikte tıp hukukunda “Aydınlatılmış Onam Formu”nun usulüne uygun alınıp alınmadığı kritik bir değerlendirme ölçütüdür. Hastaya uygulanacak tedavinin riskleri, komplikasyon ihtimalleri ve alternatifleri konusunda anlaşılır bir dilde bilgi verildiğinin ispatı hekime/hastaneye aittir. Matbu, okunmadan imzalatılmış veya müdahaleden sadece birkaç dakika önce alelacele alınmış onam formları hukuken geçersiz sayılabilmekte ve müdahaleyi doğrudan hukuka aykırı hale getirebilmektedir. Yargılama aşamasında mahkemeler mutlaka Adli Tıp Kurumu’ndan veya üniversitelerin ilgili anabilim dallarından oluşan uzman bilirkişi heyetlerinden tıbbi kusurun varlığına ve oranına dair rapor alarak hüküm kurarlar.

Yazar: Av. Efehan Mihai Erginer – İzmir Barosu Sicil No: 20373

Yasal Uyarı: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, hukuki danışmanlık veya mütalaa niteliği taşımamaktadır. Her hukuki uyuşmazlık kendi somut şartları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hak kaybı yaşamamak adına sürecinizi uzman bir avukatla yürütmeniz tavsiye edilir.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Faaliyet Alanlarımız

Karşılaştığınız hukuki problemlerde hak kaybı yaşamamanız için, mevzuattaki en güncel gelişmeleri takip ederek...

Kategoriler

Etiketler

Güncel Makaleler

  • All Posts
  • Aile Hukuku
  • Ceza Hukuku
  • Değer Kaybı ve Trafik
  • Gayrimenkul ve Kira Hukuku
  • Genel
  • İcra Hukuku
  • İş Hukuku
  • Miras Hukuku
  • Sağlık Hukuku
  • Şirketler Hukuku
  • Tazminat Hukuku

İzmir merkezli hukuk ve danışmanlık büromuz; bireysel ve kurumsal müvekkillerine şeffaflık, sır saklama ve mesleki özen ilkelerine bağlı kalarak avukatlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

+90 (544) 393 67 57

Av. Efehan Mihai Erginer

E-Posta

info@efehanerginer.av.tr

Adres

Yol Tarifi Alın

Bahriye Üçok Bulvarı Ayşe Aytop Apt. No:4/2 K:1 D:2 Karşıyaka/ İZMİR

Tüm Hakları Saklıdır. © 2023 Efehan Mihai Erginer Hukuk