Tıp pratiğinde rutin, riski düşük ve kısa sürede taburcu olma imkanı sunan müdahaleler olarak bilinen kapalı ameliyatlar, ne yazık ki her zaman planlandığı gibi ilerlememektedir. Safra kesesi rahatsızlıklarının tedavisinde altın standart olarak kabul edilen laparoskopik cerrahi, hekimin anatomik yapıları yanlış değerlendirmesi veya cerrahi aletlerin hatalı kullanımı neticesinde hastanın hayatını tehlikeye atan, aylarca sürecek yoğun bakım süreçlerine ve birden fazla düzeltici ameliyata yol açan ağır tablolara dönüşebilmektedir. Bedensel bütünlüğe yapılan bu haksız müdahaleler, tıp biliminin sınırlarını aşarak doğrudan sağlık hukukunun ve borçlar hukukunun inceleme alanına girer.
İnsan sağlığının ve yaşam hakkının anayasal güvence altında olduğu hukuk sistemimizde, şifa bulma ümidiyle ameliyat masasına yatan hastanın hekim veya hastane ihmali nedeniyle zarara uğraması, hukuki bir yaptırımı beraberinde getirir.
Yazı İçeriği
ToggleSafra Kesesi Operasyonlarının Tıbbi Boyutu ve Sık Karşılaşılan Cerrahi İhmaller
Laparoskopik (kapalı) safra kesesi ameliyatları, karın bölgesine açılan küçük deliklerden kamera ve cerrahi aletler yardımıyla girilerek safra kesesinin vücut dışına çıkarılması işlemidir. Bu operasyonun temel teknik adımı, safra kesesini ana safra yoluna bağlayan kanalın (sistik kanal) ve safra kesesini besleyen damarın (sistik arter) güvenli bir şekilde kliplenip kesilmesidir.
Ancak cerrahi uygulama sırasında, anatomik yapıların yeterince netleştirilmemesi, tecrübesizlik, acelecilik veya dokuların yanlış tanımlanması gibi nedenlerle sistik kanal yerine doğrudan ana safra yolunun (koledok) kesilmesi, bağlanması veya koter (yakma cihazı) ile yakılarak hasar verilmesi sıklıkla karşılaşılan ve sonuçları son derece ağır olan bir tıbbi hatadır.
Bunun yanı sıra, kapalı safra kesesi ameliyatı hatası olarak nitelendirilebilecek diğer durumlar arasında; ameliyat bölgesinde unutulan yabancı cisimler (gazlı bez, klip vs.), karın içi organların (bağırsak veya damarların) trokar adı verilen aletlerle delinmesi ve işlem sonrasında kliplerin yerinden çıkması neticesinde safra sıvısının karın boşluğuna akması yer alır. Ortaya çıkan bu tablo, hastada şiddetli ağrı, sarılık, karın zarı iltihabı (peritonit) ve hatta sepsis gibi hayati risk taşıyan sonuçlar doğurur.
Hekim ile Hasta Arasındaki Hukuki İlişki: Vekalet Sözleşmesi ve Özen Yükümlülüğü
Estetik operasyonlardan farklı olarak, tedavi ve iyileştirme amacı taşıyan genel cerrahi ameliyatları, Türk Borçlar Kanunu kapsamında “Vekalet Sözleşmesi” hükümlerine tabidir. Vekalet sözleşmesinin doğası gereği hekim, hastaya kesin bir iyileşme veya yüzde yüz başarı garantisi sunmaz. Tıp biliminin doğasındaki belirsizlikler, her hastanın anatomik yapısının ve tedaviye vereceği tepkinin farklı olması bu garantinin verilmesini imkansız kılar.
Ancak hekimin kesin bir sonuç taahhüt etmemesi, onun sorumluluktan kurtulacağı anlamına gelmez. Kanun koyucu, vekalet sözleşmesi kapsamında hekime çok ağır bir “özen yükümlülüğü” yüklemiştir. Hekim, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirirken, alanındaki bilimsel gelişmeleri takip eden, ortalama bir uzmanın göstermesi gereken tüm dikkat, özen ve gayreti göstermek zorundadır. Hekimin sorumluluğu, en hafif kusurunu dahi kapsar. Yani, “küçük bir dikkatsizlik” savunması, hekimi doğan zarardan sorumlu tutulmaktan kurtaramaz. Ana safra yolunun kesilmesi gibi, tıp literatüründe kesinlikle korunması gerektiği belirtilen bir yapının tahrip edilmesi, özen yükümlülüğünün açık ve ağır bir ihlali olarak değerlendirilir.
Tıbbi Hata (Malpraktis) ve Komplikasyon Ayrımı
Genel cerrahi ameliyat hatası hukuki süreçlerinin en kritik noktası, meydana gelen zararın bir “komplikasyon” mu yoksa “malpraktis” mi olduğunun tespit edilmesidir. Bu ayrım, davanın temelini oluşturur.
Komplikasyon, tıp biliminin standartlarına ve kurallarına tam anlamıyla uyulmasına, hekimin tüm dikkat ve özeni göstermesine rağmen; tıbbi müdahalenin doğasında var olan, öngörülebilen ancak engellenemeyen zararlı sonuçlardır. Hukuk sistemimizde, eğer durum bir komplikasyon ise ve hekim bu komplikasyonu doğru yönetmişse, hastaya tazminat ödeme yükümlülüğü doğmaz. Örneğin, hastanın daha önce geçirdiği enfeksiyonlara bağlı olarak safra kesesinin etrafındaki dokulara çok sıkı yapışık olması ve bu anatomik zorluk nedeniyle, tüm kurallara uyulmasına rağmen çok ufak bir safra sızıntısı olması tıbbi literatürde komplikasyon olarak değerlendirilebilir.
Malpraktis (Tıbbi Hata) ise hekimin bilgisizliği, deneyimsizliği, dikkatsizliği veya özen eksikliği sebebiyle tıbbi standartlardan sapması ve hastaya zarar vermesidir. Safra yolu kesilmesi doktor malpraktis davası konularının büyük çoğunluğu, komplikasyon sınırlarını aşan eylemlerden oluşur. Cerrahi alanda yeterli görüş sağlanmadan kesme işlemi yapılması, ana safra yolunun yanlışlıkla sistik kanal zannedilerek tamamen koparılması veya ameliyat sırasında oluşan hasarın fark edilmeyerek hastanın bu şekilde taburcu edilmesi açık birer malpraktis örneğidir. Komplikasyonların zamanında fark edilmemesi veya fark edilmesine rağmen gerekli tıbbi müdahalenin yapılmaması da hukuken malpraktis olarak nitelendirilir ve tazminat sorumluluğunu doğurur.
Aydınlatılmış Onamın Sağlık Hukukundaki Yeri
Hastanın kendi bedeni üzerindeki söz hakkı, anayasal bir temel haktır. Hekim, kapalı safra kesesi ameliyatı öncesinde hastayı operasyonun seyri, olası riskleri, alternatif tedavi yöntemleri (örneğin açık ameliyat seçeneği) ve laparoskopik ameliyat sonrası safra kaçağı tazminat süreçlerine konu olan tüm komplikasyon ihtimalleri hakkında anlayabileceği bir dille bilgilendirmek zorundadır.
Bu bilgilendirme neticesinde hastanın özgür iradesiyle verdiği rızaya “aydınlatılmış onam” denir. Uygulamada sıkça yapılan hata, onam formlarının hastaya ameliyathaneye girerken aceleyle, okunmadan imzalatılmasıdır. Hukuken geçerli bir onamdan bahsedebilmek için, hastaya düşünme payı bırakılmalı ve form matbu ifadelerden ziyade hastanın özel durumunu yansıtan bilgileri içermelidir. Olası riskler konusunda yeterince aydınlatılmamış bir hastanın müdahaleye rıza gösterdiği kabul edilemez. Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat külfeti ise tamamen hekime ve hastaneye aittir. Geçerli bir aydınlatılmış onam alınmadan yapılan her türlü müdahale, kural olarak hukuka aykırı kabul edilir.
Safra Yolu Kesilmesi Tazminat Davasında Talep Edilebilecek Zararlar
Cerrahi ihmal sonucu sağlığı bozulan hastalar, yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi amacıyla Borçlar Kanunu haksız fiil ve vekalet sözleşmesine aykırılık hükümleri çerçevesinde tazminat davası yöneltebilirler. Bu davalarda talep edilecek tutarlar, zararın niteliğine göre iki ana başlık altında toplanır:
Maddi Tazminat Talepleri
Maddi tazminat, hastanın malvarlığında tıbbi hata nedeniyle meydana gelen somut eksilmelerin karşılanmasını amaçlar. Safra yollarının kesilmesi, genellikle “Roux-en-Y hepatikojejunostomi” adı verilen, ince bağırsağın karaciğerdeki safra yollarına bağlandığı çok daha ağır ve komplike açık ameliyatları (revizyon/düzeltme ameliyatları) zorunlu kılar.
-
Tedavi ve Bakım Giderleri: İkinci veya üçüncü kez olunmak zorunda kalınan ameliyatların masrafları, hastanede kalış süresince ödenen yatak ücretleri, kullanılan ilaçlar ve medikal malzemelerin bedelleri talep edilir.
-
Geçici İşgöremezlik Zararı: Hastanın hatalı ameliyat ve sonrasındaki nekahat dönemi nedeniyle çalışamadığı, işine gidemediği günlerde uğradığı gelir kaybıdır.
-
Kalıcı İşgöremezlik Zararı (Efor Kaybı): Hastada safra yollarının kalıcı olarak hasar görmesi veya karaciğer yetmezliği gibi kalıcı bir hasar oluşması halinde, hayatının geri kalanında çalışma gücünde meydana gelen azalmanın aktüeryal hesaplamalarla talep edilmesidir.
-
Ekonomik Geleceğin Sarsılmasından Doğan Zararlar: Uzun süren tedavi süreci nedeniyle hastanın işini kaybetmesi veya kariyer fırsatlarını kaçırması bu kapsamda değerlendirilir.
Manevi Tazminat Talepleri
Bedensel bütünlüğü zedelenen, ölüm korkusu yaşayan, haftalarca drenlerle yaşamak ve defalarca ameliyat masasına yatmak zorunda kalan hastanın yaşadığı yoğun elem, keder, acı ve psikolojik sarsıntı manevi tazminatın konusunu oluşturur. Manevi tazminat, bir zenginleşme aracı olmamakla birlikte, hastanın çektiği acıyı bir nebze olsun hafifletecek ve tatmin duygusu yaratacak makul bir miktar olarak hakim tarafından somut olayın özelliklerine göre takdir edilir. Hekimin kusurunun ağırlığı, zararın boyutu ve tarafların sosyal/ekonomik durumları manevi tazminatın belirlenmesinde rol oynar.
Görevli Mahkemeler, Dava Şartları ve Zamanaşımı
Tıbbi malpraktis davalarında izlenecek usul ve yetkili yargı mercii, ameliyatın gerçekleştirildiği sağlık kuruluşunun hukuki statüsüne göre radikal farklılıklar içerir. Yargılama sürecinin yanlış mahkemede başlatılması, usulden ret kararlarına ve yıllar sürecek zaman kayıplarına yol açar.
Özel Hastaneler ve Vakıf Üniversiteleri
Ameliyat, özel bir hastanede, özel klinikte veya vakıf üniversitesi hastanesinde gerçekleştirilmişse, olay Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilir. Zira hukukumuzda sağlık hizmeti alan hasta, aynı zamanda bir “tüketici” statüsündedir. Bu nedenle açılacak tazminat davalarında görevli mahkeme Tüketici Mahkemeleridir. Özel kurumlara karşı dava açmadan önce yasalarımız gereği “Dava Şartı Arabuluculuk” müessesesine başvurulması zorunludur. Arabuluculuk aşamasında tarafların uzlaşamaması ve son tutanağın tutulması halinde dava yoluna gidilebilir. Bu uyuşmazlıklarda vekalet sözleşmesine dayanan genel zamanaşımı süresi 5 yıldır.
Devlet Hastaneleri ve Devlet Üniversiteleri
Şayet hatalı cerrahi müdahale Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir devlet hastanesinde, eğitim ve araştırma hastanesinde veya bir devlet üniversitesi hastanesinde meydana gelmişse, ortada bir kamu hizmeti var demektir. Kamu hastanelerinde çalışan hekimlerin doğrudan şahsına dava açılamaz (kasten veya ağır ihmal ile suç işlenen durumlar hariç). Bu senaryoda idarenin “Hizmet Kusuru” ilkesi devreye girer. Hastanın veya yakınlarının, zararı idareye atfederek İdare Mahkemelerinde Tam Yargı Davası açması gerekmektedir. İdari yargıda dava açmadan önce, İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) madde 13 uyarınca idareye yazılı olarak başvurulup zararın tazmininin istenmesi zorunlu bir ön şarttır. İdarenin talebi reddetmesi (veya yasal süre içinde cevap vermeyerek zımnen reddetmesi) durumunda dava süreci başlar. İdari yargıda zamanaşımı (dava açma süresi), zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halükarda eylem tarihinden itibaren 5 yıldır.
Delillerin Toplanması ve İspat Külfeti
Hukuk yargılamasında iddia eden, iddiasını somut delillerle kanıtlamakla mükelleftir. Bir tıbbi hata iddiasının ispatında en hayati belgeler “Tıbbi Kayıtlar ve Epikriz Raporları”dır. Ameliyat notları, patoloji raporları, radyolojik görüntüler, anestezi kayıtları ve hastane otomasyon sistemindeki tüm veriler titizlikle incelenir.
Yargılama esnasında mahkeme, hekimin uygulamalarının tıp bilimi kurallarına uygun olup olmadığını tespit edebilmek amacıyla dosyayı Adli Tıp Kurumu’na veya üniversitelerin ilgili anabilim dallarında görevli profesörlerden oluşan uzman bilirkişi heyetlerine gönderir. Bilirkişi raporları, kusur tespiti ve tazminatın hesaplanmasında yargıcın en temel dayanağıdır. Dosyanın bilirkişiye gitmeden önce teknik ve tıbbi terimler açısından doğru argümanlarla beslenmesi, hekimin ihmalinin tıp literatüründeki karşılıklarının dosyaya sunulması davanın seyrini doğrudan etkiler.
Yazar: Av. Efehan Mihai Erginer – İzmir Barosu Sicil No: 20373
Yasal Uyarı: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, hukuki danışmanlık veya mütalaa niteliği taşımamaktadır. Her hukuki uyuşmazlık kendi somut şartları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hak kaybı yaşamamak adına sürecinizi uzman bir avukatla yürütmeniz tavsiye edilir.


