Fazla kilolarından kurtularak daha sağlıklı bir bedene kavuşma ideali, modern çağda pek çok kişiyi bariatrik cerrahi (obezite cerrahisi) masasına yönlendirmektedir. Tıbbi literatürde tüp mide, gastrik bypass veya mide balonu gibi farklı tekniklerle uygulanan bu operasyonlar, bireylerin hayatında yeni ve sağlıklı bir sayfa açmayı vaat eder. Ancak ne yazık ki, insan bedeni üzerinde gerçekleştirilen her ağır cerrahi müdahale gibi bu süreç de kendi içinde ciddi riskler barındırır. Beklenen sağlıklı yaşama adım atmak yerine; haftalarca süren yoğun bakım süreçleri, ardı arkası kesilmeyen revizyon operasyonları veya yaşam kaybı ile sonuçlanan tablolarla karşılaşmak hayatın acı bir gerçeğidir. Bu noktada yaşanan yıkımın salt tıbbi bir şanssızlık mı, yoksa hukuki sorumluluk doğuran bir doktor hatası mı olduğu sorusu, telafisi güç zararların giderilmesi açısından hayati bir önem taşımaktadır.

Bariatrik Cerrahide Hekimin Sorumluluğunun Hukuki Temeli

Hukuk sistemimizde hekim ile hasta arasındaki ilişkinin niteliği, gerçekleştirilen tıbbi müdahalenin türüne ve amacına göre şekillenmektedir. Estetik kaygılarla yapılan operasyonlarda genellikle bir “eser sözleşmesi” varlığı kabul edilip hekimden belirli bir sonucun garanti edilmesi beklenirken, mide küçültme ve obezite cerrahisi operasyonları kural olarak bir “vekalet sözleşmesi” çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Obezite cerrahisi, temelinde estetik bir görünüm sağlamaktan ziyade, hastayı obezitenin yarattığı hayati tehlikelerden ve yandaş hastalıklardan (tip 2 diyabet, hipertansiyon vb.) kurtarmayı hedefleyen tedavi edici bir tıbbi müdahaledir. Bu nedenle vekalet sözleşmesi hükümleri gereğince hekim; hastasına kesin bir iyileşme, belirli bir kiloya düşme veya sıfır risk garantisi veremez. Ancak hekim, tıpkı sadakatle çalışan bir vekil gibi, tıbbın gerektirdiği en üst düzeyde özeni göstermek, bilimsel standartlardan milim dahi sapmamak ve hastanın sağlığını korumak için gerekli tüm tedbirleri eksiksiz almakla yükümlüdür. Hekimin bu özen yükümlülüğünü ihlal etmesi, hukuki anlamda sorumluluğunun doğmasına sebebiyet verir.

Malpraktis (Tıbbi Hata) ve Komplikasyonun Hassas Çizgisi

Mide küçültme ameliyatları sonrasında hukuki bir uyuşmazlık doğduğunda, değerlendirilmesi gereken en kritik kavramsal ayrım “malpraktis” ve “komplikasyon” arasında yatmaktadır. Sorumluluğun sınırlarını bu iki kavram belirler.

Komplikasyon Kavramı ve Sınırları

Komplikasyon, tıp biliminin güncel standartlarına, kurallarına ve cerrahi tekniklerine kusursuz bir şekilde uyulmasına rağmen, operasyonun doğası gereği ortaya çıkabilecek olan, öngörülebilen ancak önlenemeyen olumsuz sonuçlardır. Örneğin, tüp mide ameliyatları sonrasında kesi hattından sızıntı olması (kaçak), kanama gelişmesi veya emboli (pıhtı atması) gibi durumlar dünya tıbbi literatüründe bariatrik cerrahinin bilinen komplikasyonları arasında sayılmaktadır. Salt bir komplikasyonun gerçekleşmiş olması, hekimin hukuken hatalı olduğu anlamına gelmez.

Malpraktis Kavramı ve Sorumluluğun Doğması

Malpraktis ise hekimin veya sağlık kuruluşunun mesleki bilgisizliği, deneyimsizliği, dikkatsizliği veya özen yükümlülüğüne aykırı davranışı sonucunda hastanın zarar görmesidir. Komplikasyon ile malpraktis arasındaki geçişkenlik hukuki süreçlerin temel dayanağıdır. Bir sızıntı (kaçak) yaşanması komplikasyon iken; hekimin ameliyat bitiminde gerekli kaçak testlerini yapmaması, hastanın taburcu edildikten sonra yüksek ateş ve karın ağrısı şikayetiyle başvurmasına rağmen durumu ciddiye almayarak zamanında müdahale etmemesi ve hastanın septik şoka girmesine neden olması açık bir malpraktistir. Hukuk düzeni, komplikasyonun varlığını kabul eder ancak “komplikasyonun kötü yönetilmesini” doğrudan doğruya tıbbi hata (malpraktis) olarak nitelendirir.

Aydınlatılmış Onamın Obezite Cerrahisindeki Kritik Rolü

Hekimin hastaya karşı en temel yükümlülüklerinden biri aydınlatma yükümlülüğüdür. Mide küçültme operasyonları, anatominin kalıcı olarak değiştirildiği, geri dönüşü zor veya imkansız olan, ölüm riski dahi barındıran ağır cerrahi işlemlerdir. Bu sebeple aydınlatılmış onam süreci, sıradan bir prosedürden ibaret görülemez.

Hukuki düzenlemeler uyarınca hekim; ameliyatın risklerini, alternatif tedavi yöntemlerini (diyet, ilaç tedavisi vb.), anesteziye bağlı tehlikeleri ve özellikle bariatrik cerrahiye özgü olan kaçak, kanama, ömür boyu vitamin kullanma zorunluluğu gibi durumları hastanın sosyo-kültürel düzeyine uygun bir dille anlatmak zorundadır. Hastanın sadece ameliyat masasına yatmadan dakikalar önce eline tutuşturulan, tıbbi terimlerle dolu matbu (standart) bir belgeyi imzalaması hukuken geçerli bir aydınlatılmış onam kabul edilmemektedir. İspat yükü tamamen hekimin ve sağlık kuruluşunun üzerindedir. Eğer hastaya riskler tam olarak anlatılmamışsa, hekim ameliyatı kusursuz yapsa dahi, gerçekleşen olumsuz bir sonuçtan dolayı salt “aydınlatma eksikliği” sebebiyle tazminat ödemekle yükümlü tutulabilecektir.

Mide Küçültme Operasyonlarında Sık Görülen Tıbbi İhlaller

Uygulamada yasal süreçlere konu olan ve malpraktis olarak değerlendirilebilecek tıbbi özen eksiklikleri genellikle üç ana evrede toplanmaktadır:

  1. Ameliyat Öncesi (Pre-operatif) İhlaller: Hastanın vücut kitle indeksinin (VKİ) ameliyat endikasyonlarına uygun olmamasına rağmen ticari kaygılarla ameliyata alınması, ameliyat öncesi yapılması zorunlu olan endokrinoloji, psikiyatri ve kardiyoloji konsültasyonlarının eksik bırakılması, hastanın detaylı kan ve endoskopi tetkiklerinin yapılmadan operasyon kararı verilmesi.

  2. Ameliyat Sırası (İntra-operatif) İhlaller: Kesim hattının yanlış belirlenerek midenin gereğinden fazla küçültülmesi (doku nekrozu oluşumu), cerrahi zımbaların (stapler) yanlış veya hatalı kullanımı, komşu organlara (dalak, karaciğer, bağırsaklar) cerrahi aletlerle geri dönülemez zararlar verilmesi, ameliyat bitiminde metilen mavisi gibi yöntemlerle yapılması gereken kaçak testlerinin ihmal edilmesi.

  3. Ameliyat Sonrası (Post-operatif) İhlaller: Hastanın enfeksiyon bulguları veya anormal ağrı şikayetleri varken detaylı tetkik yapılmadan taburcu edilmesi, gelişen kaçağın geç fark edilmesi, revizyon ameliyatında geç kalınması veya hastanın diyetisyen/psikolog eşliğinde takip edilmeyerek kaderine terk edilmesi.

Tazminat Davası Süreci ve Talep Edilebilecek Zararlar

Mide küçültme ameliyatlarında hekimin veya hastanenin kusurlu eylemi nedeniyle bedensel veya ruhsal bütünlüğü zedelenen kişiler, uğradıkları zararların giderilmesi amacıyla maddi ve manevi tazminat davası açma hakkına sahiptir. Hastanın hayatını kaybetmesi durumunda ise bu hak, yasal mirasçılarına ve destekten yoksun kalan yakınlarına geçmektedir.

Maddi Tazminat Talepleri

Maddi tazminat, haksız fiil veya sözleşmeye aykırılık neticesinde kişinin malvarlığında meydana gelen somut eksilmelerin telafisini amaçlar. Bu davalarda talep edilebilecek maddi zarar kalemleri kanun koyucu tarafından geniş bir yelpazede ele alınmıştır:

  • Hatalı ameliyatın yapıldığı kuruma ödenen her türlü bedel,

  • Komplikasyonların giderilmesi ve bozulan sağlığın düzeltilmesi amacıyla başka hastanelerde veya başka hekimler nezdinde yaptırılan revizyon ameliyatlarının güncel masrafları,

  • Aylarca sürebilen yoğun bakım masrafları, dışarıdan temin edilen özel ilaçlar, medikal malzemeler ve parenteral beslenme (damar yoluyla beslenme) masrafları,

  • Hastanın hatalı ameliyat ve uzun süren tedavi süreçleri nedeniyle çalışamadığı döneme ait işgücü ve kazanç kaybı,

  • Eğer hasta bu süreçte kalıcı bir maluliyete (sakatlığa) uğramışsa, ömrünün geri kalanı için hesaplanacak olan efor kaybı tazminatı.

Bununla birlikte, operasyon neticesinde hastanın vefat etmesi gibi en ağır tablonun yaşanması durumunda, müteveffanın sağlığında maddi destek sağladığı kişiler (eşi, çocukları, bazen anne ve babası) “destekten yoksun kalma tazminatı” ile cenaze ve defin giderlerini talep edebilirler.

Manevi Tazminat Talepleri

Kişinin bedensel bütünlüğünün ihlal edilmesi, yatağa bağımlı hale gelmesi, ardı ardına sayısız düzeltici ameliyat geçirmek zorunda kalması veya bir yakınını kaybetmesi, insan psikolojisi üzerinde tarifsiz yıkımlar yaratır. Manevi tazminat; çekilen acı, elem, ıstırap, korku ve yaşama sevincindeki eksilmenin bir nebze olsun hukuken tatmin edilmesini amaçlar. Hakim, manevi tazminat miktarını belirlerken tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, olayın ağırlığını, kusur oranını ve hakkaniyet ilkesini dikkate alarak adalete uygun bir miktara hükmeder.

Yargı Yolu, Görevli Mahkemeler ve Dava Şartları

Tıbbi malpraktis davalarında hukuki sürecin hangi mahkemede ve hangi usullerle yürütüleceği, işlemin yapıldığı sağlık kuruluşunun hukuki statüsüne göre köklü farklılıklar gösterir. Görevli mahkemenin yanlış belirlenmesi davanın usulden reddedilmesine yol açacağından, bu aşama büyük bir hukuki titizlik gerektirir.

Özel Sağlık Kuruluşları ve Tüketici Mahkemeleri

Mide küçültme operasyonu özel bir hastanede, tıp merkezinde veya serbest çalışan bir hekimin muayenehanesinde gerçekleştirilmişse, taraflar arasındaki ilişki 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında bir “tüketici işlemi” olarak nitelendirilmektedir. Bu sebeple açılacak tazminat davalarında görevli mahkeme Tüketici Mahkemeleridir. Kanun koyucu, dava yoluna gitmeden önce uyuşmazlığın daha hızlı çözülebilmesi amacıyla “dava şartı arabuluculuk” kurumunu zorunlu kılmıştır. Arabuluculuk sürecine başvurulmadan doğrudan dava açılması, davanın usulden reddi ile sonuçlanacaktır. Arabuluculuk görüşmelerinde uzlaşma sağlanamaması halinde ancak mahkeme aşamasına geçilebilir.

Kamu Hastaneleri ve İdari Yargı Süreci

Operasyon Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir devlet hastanesinde, şehir hastanesinde veya bir devlet üniversitesi hastanesinde yapılmış ise hekimin kişisel sorumluluğundan ziyade idarenin “hizmet kusuru” ön plana çıkar. Anayasa’nın amir hükümleri gereğince idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Bu tür durumlarda İdare Mahkemelerinde “Tam Yargı Davası” açılması esastır. İdari yargıda dava açmadan önce İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) uyarınca idareye yazılı olarak başvurarak zararın giderilmesi talep edilmelidir (ön karar başvurusu). İdarenin bu talebi reddetmesi veya yasal süre içinde cevap vermeyerek zımnen reddetmiş sayılması üzerine dava açma süresi işlemeye başlar.

Zamanaşımı Süreleri ve Hak Düşürücü Süreler

Hukuk sistemimizde hakların sonsuza dek askıda kalmaması adına belirli zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Özel hastanelerdeki uyuşmazlıklarda temel dayanak vekalet sözleşmesi olduğundan, Türk Borçlar Kanunu uyarınca genel sözleşme zamanaşımı süresi olan 5 yıllık süre uygulanmaktadır. Eğer eylem aynı zamanda bir haksız fiil veya ağır kusur teşkil ediyorsa bu süreler farklılık gösterebilmektedir. Kamu hastanelerindeki idari yargı süreçlerinde ise durum çok daha sıkıdır; zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her halükarda eylemin üzerinden 5 yıl geçmekle dava açma hakkı düşer. Zamanaşımı süreleri, davanın esasına girilmesini engelleyen kati kurallar olduğundan, sürecin zaman kaybetmeden başlatılması elzemdir.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Tüp mide ameliyatı sonrasında midemde kaçak (sızıntı) oluştu. Bu kesinlikle hekimin hatası mıdır? Hayır, kesin bir hekim hatası olarak nitelendirilemez. Kaçak oluşumu, tıp literatüründe obezite cerrahisinin bilinen bir komplikasyonu olarak kabul edilir. Ancak hekimin bu riski ameliyat öncesinde size gereği gibi açıklamaması, ameliyat sırasında gerekli testleri yapmaması veya kaçak şikayetleriniz başladıktan sonra teşhiste ve müdahalede gecikmesi “komplikasyonun kötü yönetimi” olarak değerlendirilir ve malpraktis sorumluluğu doğurur.

2. Aydınlatılmış onam formunu imzalamıştım, yine de dava açma hakkım var mı? Onam formunu imzalamış olmanız, hekimin her türlü sorumluluktan kurtulduğu anlamına gelmez. Geçerli bir onam için formun matbu olmaması, sizin kişisel sağlık durumunuza özgü riskleri içermesi ve hekim tarafından size sözlü olarak, anlaşılır bir dille izah edilmiş olması gerekir. Ayrıca, onam verilmiş olsa dahi hekimin ameliyattaki kusurlu (hatalı) eylemlerine peşinen onay verilmesi hukuken mümkün değildir.

3. Ameliyat neticesinde ortaya çıkan hasarların ispatı nasıl yapılmaktadır? Tıbbi hata iddiaları son derece teknik konulardır. Yargılama aşamasında mahkeme, hastanın tüm tıbbi kayıtlarını, epikriz raporlarını, ameliyat notlarını ve çekilen radyolojik görüntüleri toplar. Ardından, yapılan müdahalede hekimin kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti için dosya Adli Tıp Kurumu’na veya üniversitelerin ilgili anabilim dalı öğretim üyelerinden oluşan uzman bir bilirkişi heyetine gönderilir. Ortaya çıkan zarar ile hekimin fiili arasındaki illiyet bağı (neden-sonuç ilişkisi) bu uzman raporları ile tespit edilir.

Yazar: Av. Efehan Mihai Erginer – İzmir Barosu Sicil No: 20373

Yasal Uyarı: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, hukuki danışmanlık veya mütalaa niteliği taşımamaktadır. Her hukuki uyuşmazlık kendi somut şartları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hak kaybı yaşamamak adına sürecinizi uzman bir avukatla yürütmeniz tavsiye edilir.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Faaliyet Alanlarımız

Karşılaştığınız hukuki problemlerde hak kaybı yaşamamanız için, mevzuattaki en güncel gelişmeleri takip ederek...

Kategoriler

Etiketler

Güncel Makaleler

  • All Posts
  • Aile Hukuku
  • Ceza Hukuku
  • Değer Kaybı ve Trafik
  • Gayrimenkul ve Kira Hukuku
  • Genel
  • İcra Hukuku
  • İş Hukuku
  • Miras Hukuku
  • Sağlık Hukuku
  • Şirketler Hukuku
  • Tazminat Hukuku

İzmir merkezli hukuk ve danışmanlık büromuz; bireysel ve kurumsal müvekkillerine şeffaflık, sır saklama ve mesleki özen ilkelerine bağlı kalarak avukatlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

+90 (544) 393 67 57

Av. Efehan Mihai Erginer

E-Posta

info@efehanerginer.av.tr

Adres

Yol Tarifi Alın

Bahriye Üçok Bulvarı Ayşe Aytop Apt. No:4/2 K:1 D:2 Karşıyaka/ İZMİR

Tüm Hakları Saklıdır. © 2023 Efehan Mihai Erginer Hukuk